31 Ocak 2019 Perşembe

Terim İstemez ise Kalamazsın


F. Terim : "Serdar'ı da Eren'i de çok seviyorum. Kariyerlerine, yeteneklerine saygı duyuyorum. Ancak birlikte çalışma kültürlerimizin farklı olduğunu düşünüyorum. Bir günlük, son maçlık bir mevzu da değil bu karar. Yolları açık olsun,katkıları için teşekkür ediyorum."
Serdar Aziz'in Terim tarafından istenmemesinin sebebi, geldiği günden bu yana 3 sezonda, 119 maçın sadece 65'inde oynaması.269 günü sakat geçirdi. Ağrı eşiği düşük,kırılgan, yere düşünce sakatlandı mı diye düşündüren adamı para ederken satmak mantıklı...Kırık burun edebiyatı boş!
FFP açısından 2.3 milyon EURO gelir yazmak işin ayrı avantajı. Terim çalışmak istemiyorum diyorsa ötesi yok. Oynamadan Tarık gibi senede 2 milyon alacağına 2.3 gelir ile göndermek bu açıdan iyi, konu kapanmıştır.

Yolun Açık Olsun Ozan


30 Ocak 2019 Çarşamba

Yavru Aslan Yunus


Resmi maçta Arena'da 3 gol atmak 18 yaşında bir futbolcu için önemli... Yunus'ta Ozan gibi potansiyeli olan, önü açık bir genç. Yolu açık olsun.

İstatistik


Bu tarz şeyler görünce aklıma Metin Türel'in efsane sözü geliyor... ''Hagi sana 40 metreden bir çakar, nereye koyacağını bilemezsin o istatistikleri''

Taraftarlık


Taraftarlık öyle bir illet ki. En leş duyumcunun,en boş muhabirin yazdığına bile '' Ulan olur mu acaba ? '' deyip düşünüyorsun. Bizden geçti çocuklarınıza tenis,voleybol falan izletin. Futbol fakir eroini....

Göztepe 0 - Galatasaray 1


Yine bir Cumartesi deplasman galibiyeti sonrası Pazar keyfi...İzmir'de yağan aşırı yağmur ve Göztepe maçı ağır saha şartlarına rağmen 0-1 temiz skor.
Böyle bir yağmur ve zeminde şu iyi oynadı bu kötü oynadı demek haksızlık olur. Herkes iyi mücadele etti diyelim.Ancak Arena'da halı gibi zeminde bile 11 oynayacak gücü olmayan Selçuk yerine Donk 11 olabilirdi belki.
Gördüğü sarı kart sonrası VAR işareti yapan Gassama niye 2. sarı ile atılmadı hakeme sormak gerek.
Marcao için scout transferi demiştim yine 4'e alıp en az 10-12 ye satılacak topçu bulmuşlar. Sol ayaklı , yere sağlam basan,topla çıkan stoperi özlemişiz...
Ndiaye başta olmak üzere ilk yarı maçlarında dk. 60 tan sonra fizik olarak düşen çok futbolcumuz vardı. Ankaragücü maçı ölçü değil demiştik ama bu saha ve Göztepe deplasmanında takım fizik olarak sınıfı geçti.
Yeni kondüsyoner farkını hemen belli etti. Bu maç her yönü ile şampiyonluk alameti gibiydi. Tabii ki becereksiz yönetim 7 aydır forvet transfer edemediği için banko şampiyonuz diyemedik.
Çalınan penaltı net yanlış karar, rakip forvet topa yükselirken Maicon'a faul yapıyor. Eskiden gözden kaçıyor diyelim VAR'a bakıp penaltı çalmak kötü niyet bence...
Linnes'e yapılan faul %101 penaltı...Sağ ayağına darbe çok net belli olurken VAR hakemi Cüneyt Çakır şaşırdık mı? Hayır !
Şu ülke futbolunda karakter olarak Linnes'ten dürüst adam bulmak zor...O ceza sahasında yere düşünce görmeyen ya da VAR'a gitmeyen hakem bıraksın bu işi pazarda limon satsın. En fanatik FB'liye sorsan Linnes'in dürüstlüğüne kefil olur.
Linnes dürüstlüğünün zekatını verse eyyamın kralcıları Bülent Yıldırım ve Cüneyt Çakır'a yine de yetmez.

25 Ocak 2019 Cuma

Transfer Politikası Bu Olmalı


Ne Demba Ba gibi yaşlı  ne de genç yaşta sadece para için Çin'e giden Pato gibi değil bu tip scout transferlerden yanayım...Zarar etmedik bugüne kadar. Makul yıllık ücret olduktan sonra bonservis anlamında mutlaka kar ediyorsun hatta.

Belhanda Olmak Ya Da Olmamak


Bu sezon Galatasaray Belhanda sahadayken 11 maç 7 galibiyet 2 beraberlik 2 mağlubiyet 2.6 (maç başına attığı gol) 0.8 (maç başına yediği gol) Belhanda sahada yokken 7 maç 2 galibiyet 3 beraberlik 2 mağlubiyet 1.1 (maç başına attığı gol) 1.3 (maç başına yediği gol)

Messi'nin La Liga'da Golleri


İlginç bir istatistik...

21 Ocak 2019 Pazartesi

Şimdi Onyekuru Zamanı


Garry ayrıldıktan sonra takımda yeri daha sağlam olan Onyekuru'nun başarısında iki motivasyon kaynağı var... Nijerya Milli takımına ve Everton Forması ile Premier lige dönmek. Kiralık sözleşmesi olan futbolcudan maksimum fayda almak için iyi bir fırsat.

Marcao İyi Başladı


İlk maç rakip gereği ölçü olmasa da ilk izlenimler olumlu diyebiliriz. Sol ayaklı , savunmadan topla çıkan  ,hazır gelmiş stoper önemli unsurlar.
Yaşı gereği gelişime açık ancak 2 sene katkı alıp verilen bonservisin çok üstüne satılabilecek potansiyeli var kabul etmek gerek.

Cafu Görünümlü Mariano


Mariano bir sağ bekten fazlası..Fizik olarak ilk devreye göre iyi çalışmış bana göre. Seviye olarak zaten bu ligin üzerinde bir futbolcu bu nedenle fark yaratıyor.
Orta yapmak yerine topla içeri girip attığı bilinçli paslarla arkadaşlarına pozisyon yaratıyor.

Galatasaray 6 - Ankaragücü 0


Rakip mevcut durumu nedeniyle kolay geçen maç gibi olsa da 6-0 net skor takıma ve bazı oyunculara moral oldu diyebiliriz.
Mevcut kadroya yapılacak 1-2 forvet ile bu ligin yine şampiyonluk adayı Galatasaray. Gomis 5 ay önce gitti ama yönetim hala transfer yapamadı. Garry ve Ozan'dan elde edilen 20 milyon euro gelir varken artık golcü transferi ne diye bitmez yönetime sormak gerek.
Garry sonrası sol forvete geçen Onyekuru attığı 3 golle müthiş özgüven kazandı. Mariano ve Feghouli fark yaratan klas futbolcular.
Çok kolay ve dağılmış rakip ölçü olmasa da net skor güzel goller keyifliydi.

19 Ocak 2019 Cumartesi

Hafta Sonu Futbol



13.30 Gazişehir Gaziantep-Denizlispor (beIN Sports MAX 1)
13.30 Yeni Malatyaspor-Göztepe (beIN Sports 1)
13.30 BB Erzurumspor-Konyaspor (beIN Sports 2)
15.30 Wolverhampton Wanderers-Leicester City (S Sport)
16.00 Antalyaspor-Kayserispor (beIN Sports 1)
16.00 Osmanlıspor-Boluspor (beIN Sports MAX 1)
16.00 Afyonspor-İstanbulspor (beIN Sports MAX 2)
17.00 Roma-Torino (beIN Sports 3)
17.30 Bayer Leverkusen-Borussia Mönchengladbach (S Sport+, Turkcell TV+)
17.30 Eintracht Frankfurt-Freiburg (S Sport+)
18.00 Middlesbrough-Millwal (beIN connect)
18.00 Manchester United-Brighton & Hove Albion (beIN Sports 4)
18.00 Southampton-Everton (beIN Sports MAX 1)
18.00 Watford-Burnley (beIN Sports MAX 2)
18.00 Bournemouth-West Ham United (beIN connect)
18.00 Newcastle United-Cardiff City (beIN connect)
18.15 Real Madrid-Sevilla (beIN Sports 2)
19.00 PSG-Guingamp (beIN Sports 3)
19.00 Galatasaray-Ankaragücü (beIN Sports 1)
20.00 Udinese-Parma (beIN Sports 4)
20.30 RB Leipzig-Borussia Dortmund (S Sport+, Turkcell TV+)
20.30 Swansea City-Sheffield United (beIN Sports MAX 1)
20.30 Arsenal-Chelsea (S Sport)
20.30 Huesca-Atletico Madrid (beIN Sports 2)
22.00 Monaco-Strasbourg (beIN Sports 4)
22.00 Nimes Toulouse (beIN Sports MAX 2)
22.00 Reims-Nice (beIN connect)
22.30 Inter-Sassuolo (beIN Sports 3)

16 Ocak 2019 Çarşamba

Marcao Galatasaray'da


Yaşı,potansiyeli,ülkesi,oynadığı lig vb kriterlere bakınca 4 milyon euro bonservis abartılı değil bence. Garry,Bruma,Telles gelirken ödenen paralar eleştirildi ama hepsini karlı sattık.
Burada önemli olan Marcao'nın alacağı yıllık ücret..O da 800-850-900 gibi makul ücretler. Değerini bulursa 8-12 bandında satılır,Güzel iş. Teknik olarak sol ayaklı topla,pasla çıkan stoper gerekiyordu.Scout destekli Terim transferi diyelim hayırlı olsun.

Ozak Kabak Bundesliga Yolcusu


Ülkenin ekonomik şartları ve Türkiye'nin Avrupa futbolundaki değerine bakınca Galatasaray için transfer politikası Real Madrid , Barcelona değil Porto,Benfica şekli olmalı zaten...
Ozan Kabak transferi için 11 milyon Euro iyi para tartışmaya gerek yok. Hele ki 7,5 serbest kalma maddesi varken daha da iyi iş... Bu saatten sonra kimseden Bülent Korkmaz olmasını bekleyemeyiz. Totti,Maldini,Bülent gibi adamlar 60-70'li yıllarda vardı. 2000 nesli dijital çağ !
6 ay önce U17-U18 gibi Gençler Turnuvalarını takip edenler dışında Ozan'ı tanıyan yoktu neredeyse..18 yaşında CL vitrini ve Terim cesareti ile aldığı formanın hakkını verdi yolu açık olsun.Bu saatten sonra verimli olma şansı düşerdi.
Terim olmasa hala altyapıda ya da bir Anadolu takımında olacak büyük yetenek bugün Bundesliga'ya gidiyor.Terim işe ağırlığını koymasa bu iş bilmez yönetim 7,5 milyona satmıştı 15 gün önce.
Bundesliga'da futbolunun üstüne koyup Premier lige 30-40'a gider o ayrı...Türkiye ligi, yaşı ve kariyerine bakınca 11 milyon iyi para bana göre.

15 Ocak 2019 Salı

Sondan Bir Önceki Durak


Türkiye liginin kalitesi malum...Katar ,Arabistan'dan bir önceki durak söylemi yıllar önce başlamıştı. Son yıllardaki ekonomik kriz,dövizdeki aşırı artış maliyeti yüksek ya da daha fazla para kazanmak isteyen futbolcuları ülkeden uzaklaştırdı.

Yaya'ya Dikkat


Yaya Toure beraber oynadığı en iyi 11’i yapmış.

7 Ocak 2019 Pazartesi

Rodrigues Transferi


Garry Rodrigues..78 maç 16 gol 16 asist...Bruma'yı satmadan 3.5 milyona Garry'yi almak 2 sezon iyi faydalanmak ( Geçen seneki şampiyonlukta Gomis'ten sonra en çok katkı verendi) ve şimdi 9-10 civarı satmak güzel iş...Scouting her zaman 16 yaşında genç bulmak değildir. Temiz iş..

Galatasaray'ın Rekor Transferleri


🇸🇳Badou Ndiaye - 16 M € 🇵🇹Bruma - 13 M € 🇹🇷Arda Turan - 13 M € 🇨🇻Garry Rodrigues - 9 M € 🇨🇮Keita - 8.1M€ 🇹🇷Burak Yılmaz - 8 M € 🇧🇷Alex Telles - 6.5 M € 🇫🇷Bafetimbi Gomis - 6 M € 🇵🇹Fernando Meira - 6 M € 🇹🇷Mehmet Topal - 5.5 M €

4 Ocak 2019 Cuma

Bir Zamanların Özel Bir Adamı JM


Bir kelime onun doğduğu memleketin tarihini anlatabilir aslında: Saudade. “Geçmişe özlem” diye çevirenler yanılırlar. Saudade, Portekizcenin dünyaya hediye ederken en çok kendine sakladığı yedi harftir. Yüzyıllar boyunca deniz aşırı toprakları fethe giden erkekleri özleyen, gidip de dönemeyenlerin ardından Portekizli kadınların yaktıkları ağıtları anlatan duygudur Saudade. Lizbon’da gecenin bir vakti sokaklara taşan Fado’lar hep bu duyguyu anlatır. O da bu toprakların adamı olarak Saudade’yi iyi bilir ama içinde saklar. İç ve dış dünyasında kurduğu ilk denge belki de budur.

Lizbon yakınlarında Setubal’da doğan Jose Mourinho, ataları gibi sömürgeleri yaptıkları topraklarda kan dökmedi ama İngiltere’de başlayan, İtalya ve İspanya’da devam eden ve bir gün tekrar Portekiz’e dönecek derken yine Ada’nın yağmurunda ıslanan bir adam çıkardı karşımıza. “Ülkemi özlemiyorum, Lizbon’u özlemiyorum. Portekiz Milli Takımı’nı değil ama belki bugüne kadar hiçbir şey kazanmamış bir milli takımı çalıştırabilirim” derken de ruhunun yokuş aşağı koşan o çok insanı zayıflıklarını dengelemesini bilen biri o…
Hasret çekmeyen bir adamın günün birinde futbolu biz icat ettik diye gerinen bir ülkenin topraklarına ayak bastığında medyanın karşısına geçip “Kusura bakmayın, basit ve kolay bir hayat isteseydim Portekiz’de kalırdım. Porto’da en tepede, dizlerim dibinde Şampiyonlar Ligi Kupası. Tanrı, o kulüpte Tanrı’dan sonra ben. Büyük futbolcuları olan bir takıma geldim. Küstah görünüyor olabilir, buradayım çünkü küstah olduğum kadar özel bir teknik adamım da” demesi de su terazisinin bir parçasıydı.
Selefi Ranieri ona şans dilemek yerine “Portekiz gibi bir ligden Premier Lig’e geliyor. İşi zor” demiş o da dakika bir cevabı yapıştırmıştı: “UEFA Kupası’nı ve Şampiyonlar Ligi’ni kazanırken yendiğim takımlara baksın. Hepsi Portekiz takımı değildi. Aranızda Ranieri’nin telefonu olan varsa, arasın söylesin.”
Kibirli İngilizlerin ilk tanışma partisinde verdiği cevaplar aslında “Altta kalanın canı çıksın” dünyasında “Mütavazı olma inanırlar”ın bir tezahürüydü. “Küçük” ülke Portekiz’den gelen bu genç adam nasıl olur da Sir Alex Ferguson’un, Arsene Wenger’in domine ettiği bir ligde, 50 yıldır şampiyon olamamış bir takımı üç yıl içinde şampiyon yapacağını iddia edebilirdi! Bu iddiasını üç değil, daha ilk senesinde gerçekleştiren “Özel biri”nin iletişim gücünün sahada yaptıklarından çok daha fazla özel olduğunu anlamak için filmi geriye sarmak gerekiyor.
Babasının kaleci ve antrenör, kendisinin yetenekli olmadığından futbolcu olamadığını ve öğretmen annesinin de ısrarıyla spor akademisine gittiğini bilmeyen yok. Baba Felix sayesinde futbol dünyasının içinde kaldığı, insan tanıdığı doğrudur ama “hikayesi” 29 yaşında başlar. Bobby Robson, Sporting Lizbon ile anlaştığında tercümanın aynı zamanda bir futbol antrenörü olmasını şart koşar. O sıradan antrenör ama iyi tercüman Jose Mourinho’dur. Sporting’de çok uzun kalmazlar ama talih bu ya Porto, İngiliz teknik adamı anında kapar, Jose de yanında 10 yıl sonra çok şeyi kazanacağı kulübün kapısından içeri girer. Mütercim tercüman olarak kalsa bugün belki de akademisyen olarak Lizbon barlarında yeni kondisyon tekniklerini tartışan biri olmaktan öteye gidemeyecekti. Robson ile rolleri iyi paylaşır. İngiliz hoca sonuç odaklıdır, antreman bilimini iyi bilen Jose, defansif organizasyon için kafa patlatır. 
Barcelona Başkanı Nunez, dört sezon arka arkaya şampiyonluk kazandıran, kulübün 30 yıllık geleceğini de o günden La Masia’yı kurarak garanti altına alan Cruyff ile yollarını ayırdığında Robson’ın kapısını çalar. “Harbi” Ronaldo’nun, Luis Figo’nun olduğu Barcelona… Sporting gibi Barça’da da bir sezon kalabilen Robson ile yollarını ayırdığında takımın başına gelen Louis Van Gaal’in yanında yardımcı olarak kalan Jose Mourinho, “Koca kafalı” Hollandalı’dan çok şey öğrenir. Karşısındaki adam genç Ajax’ıyla iki Şampiyonlar Ligi finali oynamış birini kazanmış birini kaybetmiş, disiplinli olduğu kadar da zor adamdır. Önce Katalan medyası, ardından başkan Nunez sonra taraftar Van Gaal’dan nefret ederken farkında olmadıkları aslında nefret objesinin Mourinho olduğudur.
Portekizli, Hollandalı teknik adamın sözlerini basın toplantılarda eğer büker, sansürler, yeri gelir yumuşatır yeri gelir sertleştirir, Barça’nın “fair play”ini aşan bir sertlik şehirde herkesi rahatsız eder.
Hoş, yıllar sonra ustası Van Gaal ile kapışacak olan Mourinho, taktik kadar genç Guardiola, Xavi’lerin olduğu Camp Nou’daki soyunma odasında insan yönetmeyi öğrenir. Bir zaman sonra takımdaki Hollandalı futbolcular ve Figo dışında dostları kalmaz ikilinin. Kıyamet transfer hamlesiyle Figo, Real Madrid’in yolunu tutarken, Van Gaal de valizi toplar, yerine gelen kulübün eski futbolcusu Serra Ferrer, Jose ile çalışmak istemez. O günü iyi not etmek lazım çünkü istenmeyen Mourinho bir zaman sonra Drogba golü attığında çimlerin üzerinde kayarak Barça’dan intikamını alır. Ertesi gün Katalan spor gazetesi “El Mundo Deportivo “En az Figo’dan nefret ettiğimiz kadar senden de nefret ediyoruz” manşeti atar. Doğruya doğru, flu değil net adamdır Jose Mourinho… 

Porto ile UEFA Kupası ve Şampiyonlar Ligi’nde kazandığı iki sezonda ortaya koyduğu dizilişlerden önce gelenin takım olma meselesidir. Mourinho’nun takımlarında futbolcuları onun fedaisidir, aslanlar gibi çarpışırlar, deli gibi koşarlar, tekmeye kafa uzatıp kalelerini savunurlar, Andres Villas-Boas rakip analizi yapar, üniversiteden arkadaşı Rui Faria kondisyonu verir, Jose de medyanın karşısına geçip işler kötü gittiğinde iki polemikle takımına paratoner olur.
Monaco ile Şampiyonlar Ligi finalini oynamadan bir sonraki sezon için Chelsea ile anlaştığını öğrenen Porto taraftarının ailesini ölümle tehdit ettiği bilgisi kendisine ulaştığında, kazandığı kupanın törenine katılmayan Mourinho için Londra günlerinde yapılması gereken Ivan Drago’nun topraklarından gelen kulüp patronu Roman Abramoviç’e yenilmeyen ve ağlamayan bir “Ivan Drago” Chelsea inşa etmektir. Mourinho girdiği her soyunma odasında ahengi yakalamak için hep aynı hamleyi yapar. Chelsea’de Ranieri’nin “Serie A” etiketli adamları Crespo, Veron ve Mutu’nun kellesini alır. 
Premier Lig’deki ilk döneminde neler yaptığı bir tık uzağınızda. Mourinho’nun Ada’daki 3. Sezonunda karşılaştığı ihanet onun sonrasındaki kariyerini de belirler aslında. Malouda, Cole ve Lampard dışında seveni kalmadığında, Shevchenko ve diğerleri Abramovich’in kellesini almasını istediği günlerde kulüp tarihine geçecek bir cümle kurar: “Beni en çok evinizde maç kaybettiğinizde özleyeceksiniz.” Stamforf Bridge’de maç kaybetmeden giden Jose’nin kapısını ilk çalanın Barcelona olması da ne büyük (!) tesadüftür. 
Yıpranan Rijkaard’ın yerine hoca arayan Katalanlar, Lizbon’a ayağına kadar gider ve “Seni istiyoruz ama medya ve Real Madrid ile kavga etmeyecek, Barça’nın etik değerlerine sadık kalacaksın” şartını koşarlar. Aldıkları cevabın en kısa hali “Ben değişmem”dir. O günlerde Camp Nou’da asılan “Frank Si, Mou No” pankartını da görür ve unutmadığını anlatmak için önce yaşaması gereken bir İtalya macerası vardır. 
Inter gibi kaybedenler kulübünün başına “Özel biri”nin gelmesi İtalyan medyasının düşen tirajlarını toparlamak için biçilmez kaftandır. “Milan’ın üç televizyon kanalı, Juventus’un gazetesi (Tuttosport) bizim ise sadece kulüp kanalımız var” diyerek hızlı bir giriş yapar ve ortalık yangın yerine döner. Mourinho kaosun, anarşinin adamıdır, dün Wenger’e bugün Conte’ye yaptığını İtalya yıllarında da yapar, rakiplerin teknik adamları çileden çıkarır, çok kazanmanın kibriyle kupası olmayanı “Sıfır Kupa” diye aşağılarken, İnter ile üçte üç yapmanın keyfini de sürer. 
Ülkenin en ünlü spor gazetecisi Mario Sconcerti’ye canlı yayında“Mancini senin sofra arkadaşın ben değilim. Benimle doğru konuş” diyen Inter’de kale arkası Curva Nord dışında tribünler takıma yeterli desteği vermediğinde “İtalyan tribünleri iyi diyorsunuz da hiçbiri Atina’dakilerin eline su dökemez” diyen de Jose Mourinho’dur… 
Real Madrid’de otoriteyi sağlamak için Raul ve Guti gibi iki yaşayan efsanenin biletini kesen ama gün geldiğinde onların kardeşleri Casillas ve Sergio Ramos’un “Kılıçla gelen kılıçla” gider (*bkz: o meşhur dialoglar) hatırlatmasıyla Madrid’de de valizlerini toplamak zorunda kalan bir benzeri ihaneti Chelsea’daki ikinci döneminde de yaşayan Jose Mourinho için zevk vermeyen futbol oynatan,  kibirli, küstah ve bilumum olumsuz sıfatlarla dolu bir kara portre yazmak kolaydır, yazılmış binlercesi varken…

Lakin usta müzisyenlerden oluşan bir orkestrayı emprovize müzik yaptıklarında verebilecekleri bir gecelik keyfi, bir yıl yaşatabilmek için herkes işini iyi yapsın diyerek orkestra şefliğini soyunan ve ne bir nota eksik ne bir nota fazla isteyen Mourinho’nun nasıl bir şef olduğunu hayal etmek için gözlerinizi kapatın şimdi…
Mourinho orkestrasıyla birlikte süzülen, zarif bir bir şef hiçbir zaman olmadı. Gözlerimi kapadığımda aklıma gelen Leon filminden iki sahnedir: Operasyonun başındaki Stansfield’in (Garry Oldman) koridorda “Fırtınadan önceki bu sessizliği seviyorum. Bana Beethoven’ı hatırlatıyor. Duyuyor musunuz? Hani kafanızı çime koyduğunuzda, çimlerin büyüdüğünü duyarsınız ya, işte onun gibi. Beethoven’ı sever misiniz?” dedikten sonra Leon’un komşusunun evine dalıp kendi maçını başlattığı an… Ve… İşler yolunda gitmediğinde “Bana herkesi getirin” diye bağırdığında “Herkes derken ne demek istedin” diye korkuyla soran yardımcısına “Herkesss” diyerek haykıran Stansfield’ı…

Bülent Timurlenk'ten arşivlik bir Mourinho yazısı...

3 Ocak 2019 Perşembe

Terim Eren ve Serdar Konusuna Noktayı Koydu


"Serdar'ı da Eren'i de çok seviyorum. Onlara, kariyerlerine, yeteneklerine saygı duyuyorum. Ancak birlikte çalışma kültürlerimizin farklı olduğunu düşünüyorum. Yazılıp çizildiği gibi bir günlük, son maçlık bir mevzu da değil bu karar. Bu nedenle teknik olarak sezon sonuna kadar kalan kısmı için kadro planlamamızda yoklar. Yolları açık olsun, çok başarılı olsunlar isterim. Emek ve katkıları için teşekkür ediyorum."

Fatih Terim

Benim adıma,Terim'in açıklamaları çok net ve anlaşılır...Serdar konusu sezon sonuna bırakılsa olur muydu tartışılabilir ama hocanın sabrı kalmamış. Son maçlık bir mevzu olmadığı net.