29 Eylül 2015 Salı

Galatasaray'da Sezon Özeti...


Şimdi diyeceksiniz ki tek bir takım fotoğrafı ile bir koca sezonu nasıl yorumlarsın? Bal gibi yorumlarım...Öncelikle bu fotoğraf tüm kadronun olduğu bir fotoğraf değil...(Kadroda olmayan Hamit,Burak vb.  futbolcular yok ) Astana deplasmanı için seyahate çıkmadan önce kulübün giyim sponsorunun yeni kıyafetleri ile çekilmiş bir fotoğraf...Fotoğraf niye mi Galatasaray'ın özeti...Plansızlık,disiplinsizlik,günü kurtarma vb duygular uyanıyor bende fotoğrafa bakarken.
Belli ki haydi yeni kıyafetlerle fotoğraf çekelim denilmiş.Chedjou,Yasin kravat takmamış,kimi ceketi iliklemiş,kimi iliklememiş...En saçma ve komik olan koca bir direğin fotoğrafın tam ortasında anlamsızca olması.O yüzden takım doktoru yanlamak zorunda kalmış...Bir kişide bu iş böyle olmaz üç sıra yana oturalım direk ortada kalmasın demiyor...Genelde böyle fotoğraflarda teknik adamlar en öne oturur,en arkada kalmışlar...


Hep eleştiri yaptık biraz da iyi olanı yazalım...Sinan ve Podolski jilet gibi olmuş tabiri caiz ise...Tek tip kıyafet böyle seyahatlerde çok şık duruyor bana göre.

28 Eylül 2015 Pazartesi

Elmander & Linderoth


Nostalji olsun bu fotoğraf...Elmander sessiz sedasız gelip efsane olmayı başaran ve taraftarın unutamayacağı bir futbolcu olmayı başardı. Linderoth sakatlıklardan kurtulamadığı için iz bırakmadı maalesef. Onu tanıyan her Galatasaraylı ah o sakatlıklar olmasa diyor kesinlikle.

Bir Zamanlar Rijkaard


Galatasaray sonrası teknik adamlık kariyeri yokuş aşağı gitti ve üst düzey teknik adamlığı tekrar bir takımda yapar mı emin değilim...Dünya futbol tarihine hem futbolcu hem de teknik adam olarak imza atmış kişilerden biri sonuçta Rijkaard.

8-0


İnşaatı devam eden Vodafone Arena'nın kuşbakışı görüntüsü... Ama o da ne? hemen yanında dikkat çeken birşey var...8-0 ! Bu da mı tesadüf.

23 Eylül 2015 Çarşamba

Lewa Biraz İnsan Ol


En son geçen hafta Pau Gasol , Fransa karşısında çıkarıp ''Alın bununla oynayın'' diye sahaya vurmuştu...Bu kadar dominant performans hatırlamıyorum ben başka.
B.Münih ilk yarısını 0-1 yenik kapadığı maçın ikinci yarısında oyuna giren Lewandowski'nin hem de 9 dakikada attığı 5 gol ile 5-1 kazandı.

Hep Yaşın 19


Ne güzel şeysin sen hep yaşın 19...Nice senelere Oz Büyücüsü.

21 Eylül 2015 Pazartesi

Trabzonspor : 0 / Galatasaray : 1


Bir derbi klasiği olarak favori değil sürpriz kazandı diyebiliriz...Her ne kadar GS-FB derbilerinde son yıllarda kendi sahasında seyirci avantajı ile genelde ev sahibi takımlar galip gelse de yazılmamış kuraldır. Kesin avantajlı dediğin takım mağlup olur çoğu zaman.
Hem kadro kimyaları hem form düzeyleri hem de maçın Trabzon'da olması sebebi ile kapıt üstünde favori Trabzonspor'du.
Galatasaray henüz Melo'suz oynamaya alışmamışken üstüne Selçuk'un kart cezası nedeni ile 4 yıllık orta saha ikilisi bir anda sahada olmayacak gerçeği ortaya çıktı.Selçuk çok formda iken üstelik... Jose-Bilal ikilisinin Mbia'lı TS orta sahasına göre fazla yumuşak kalacağı düşünülüyordu.
Annesini üç gün önce toprağa vermiş Bilal'i futbol olarak eleştirmek zaten yakışık almaz ama beklenenin üzerinde katkı verdi diyebilirim. Bilal konusunda bir gerçeği ortaya koyalım zaten.Tarz olarak Melo değil Selçuk tipi bir futbolcu. Oyunu ileri taşıyan,adrese teslim paslar atan,sürpriz şutlarla gol bulup tabela değiştiren adam olarak kariyer yaptı bu ligde.İspanyol Jose'den Melo sertliği beklemek anlamsız.Ayağa pas yapması dışında rakipten top çalan yanı fayda sağlıyor şu anda. TS maçında 7 top çalmış ve bu açıdan takımın en iyisi.Melo son maçında 1 top çalmış o da stopere geçtiği dönem...Melo 2012-2013 performansının çok uzağında idi son senesinde ve kafaca bitirmişti Türkiye ligini...Artık arkasından ah vah demek anlamsız.Devre arasına kadar idare etmek gerekiyor. Hamit sakatlıktan dönerse o da katkı sağlar.Geçen sezon hem de şampiyonluk yarışı kızışmışken Melo sakatlığı sırasında Hamit büyk katkı verdi bana göre.
Eğer mevcut kadro içinde Melo sertliği yaratamıyorsak yapılacak olan üçlü orta sahaya dönmek...Selçuk-Jose-Bilal...
Burak'ın beklenmedik sakatlığı sonrası bence forvete Podolski geçmeli.Top tutma ve şut yeteneği Burak'tan iyi...Burak form düzeyi ve mental olarak zaten şu anda takıma katkı vermiyordu.Tanıdığımız Hamza Hoca Sinan'ı direkt 11'e koyar mı? Bence zor ama Umut tercihi hem Umut'a hem de kendine zarar veriyor taraftar gözünde.
Evinde Osmanlıspor ve Mersin İ.Y. maçlarında kaybedilen 5 puan sonrası Trabzonspor deplasmanından iyi futbol olmadan alınan 3 puan bana göre çok değerli...
Denayer şu anda sağ bekte değerlendiriyor Galatasaray...Asıl mevki stoper ama Sabri'nin verimsizliği bu kararı ortaya çıkardı.
Chedjou sakatlıktan dönüyor.Bir süre defans hattı Denayer-Chedjou-Hakan-Carole olmalı bence...Sabri ve Semih mevcut durumları ile direkt 11 zor görünüyor.

Ali Ece'nin Gözünden Crespo

Resmi tarih, onu “Şampiyonlar Ligi’nde beş ayrı takımın formasıyla gol atan tek oyuncu” olarak hatırlatacaktı ama söz konusu Crespo olduğunda formalar, renkler o kadar küçük ayrıntılardı ki…

12 Haziran 2002 öğleni… Dünya Kupası ilk tur son maçlarından biri… Birkaç dakika önce Arjantin’in tek golünü atan ama şampiyonluğun en büyük favorilerinden birisi olarak gösterildiği takımının henüz ilk turda elenmesini engelleyemeyen Hernan Crespo’nun dünyanın en çok kazanan futbolcularından birisi olarak kendini ısrarla kasmasına rağmen o küçük futbol delisi çocuk gibi ağlamaya başlaması… Bambaşka bir andır o… Zamanın donup yarıldığı, bambaşka anlamlara yüklenerek durduğu o futbol gerçeği ile çocukluk rüyalarının iç içe geçtiği incecik çizgi…
Arjantin delisi olduğumdan değil o ana takılıp kalmam… Benim için Maradona’dan sonra Arjantin, Tito’dan sonra Yugoslavya ya da Seba’dan sonraki Beşiktaş’tan farksızdır… Crespo, ne Beşiktaş’ta ne de Liverpool’da oynamıştır… Tam aksine her zaman bir türlü sevemediğim hatta çoğu zaman açıkça nefret ettiğim takımların formasını giymiştir… Ama nasıl Redondo, Real Madrid’in en efsanevi futbolcularından birisi olmasına rağmen Barça’lıların uzun bir süre tek sevdikleri Real’li olduysa, River’lı, Lazio’lu, Inter’li, Chelsea’li Crespo Rangers’ta oynayıp Beşiktaş’a bir sürü gol atsa da bu yazdığım satırlarda en ufak bir değişiklik bile olmazdı…
Talihsiz bir çocuktur Crespo… Belki de 2002’deki o gözyaşları bu talihsizliğin dünyanın en çok kazanan profesyonel oyuncularının asla büyümeyen futbol yüreğinden sızan hayalleridir sadece… Belki de sadece o hayallerdir tek gerçekler… Kim bilir? Direk ilk 11’de oynamamasına rağmen Chelsea’nin en çok kazanan oyuncusuyken her şeyi bir kenara itip kendisini Londra’da dünyanın en yalnız insanı olarak hissettiği için takımdan ayrılmak istemesi, psikiyatri kliniklerine sığınması o gözyaşlarının en insani artçı şoklarından birisidir…
Arjantin formasıyla Maradona kadar gol atmış olması sadece bir istatistiktir Hernan Crespo için… Küçükken izlediği 1986 Dünya Kupası’nda Arjantin’in en iyi yardımcı oyuncusu olan Valdano’yla karşılaştırılıp “Valdanito” lakabına layık görülmesi de sadece bir tesellidir, Dünya Kupası’nda kendisi oynarken Arjantin ilk tura elendikten sonra…
Asıl mesele uzun süre bir başka efsanevi Arjantinli santrfor Batistuta’nın gölgesinde kalması da değildir. Eğer en iyi santrfor en çok gol atabilense, Crespo’nun da Batistuta’dan pek bir eksiği yoktur son tahlilde. Daha 18’indeyken River Plate’teki ilk sezonunda 25 maçta attığı 13 gol, onu modern zamanların golle en eş anlamlı isimlerinden birisine dönüştürürken de 20 yaşında ilk kez milli olmasına rağmen ilk golünü tam iki yıl sonra atarken de Crespo aynı Crespo’dur… O ilk günden beri, hangi formayı giyerse giysin sanki çizgi filmlerdeki maçlarda oynuyormuş gibi 90 dakika boyunca oradan oraya koşturur, kimsenin atamayacağı golü atarken de geriye koşup savunmasına yardım ederken de hep Tsubasa gibi hiç büyümeyen neşeli çocuklara özgü bir pozitif elektrik saçar. Sanki dünya futbol tarihinde bonservislerine toplamda en çok para ödenen oyuncularından birisi değil de aslında uyku vakti çoktan geçmiş olmasına rağmen oynadığı oyunla büyüklerini fazlasıyla eğlendirdiği için geç saatlere kadar onlarla oturulmasına izin verilen çocuklardan birisidir Crespo…
Yeter ki oynasın Crespo… 1993-96 yılları arasında River Plate’te olduğu gibi, 64 maçta 23 gol atmasına da gerek yok. Onun maçın başlama düdüğünden itibaren arkasından kurulan bir oyuncak futbolcu gibi koşmaya başlaması, kanatlara açılıp aniden ceza alanına kat etmesi, mesafe ne olursa olsun eğer daha müsait durumda bir arkadaşı yoksa topu kafası ya da ayağıyla kaleye şutlaması, gol atamasa bile hep en güzel golleri koklamaya devam etmesi, tüm bu endüstriyel kargaşanın ortasında can çekişen çocukluğumuzun en güzel oyununun son nefeslerinden birisi değil mi aslında?
1996’da o zamanlar Ancelotti’nin çalıştırdığı Parma’ya imza attığında, nihayet yakından izleme şansını bulmuştuk Crespo’yu. Ondan önce River’a bir Apertura bir de Libertadores şampiyonlukları getirmişti o Tsubasa’ya bile kramponunu ters giydiren goller… Sonra 1996 yazında Arjantin, Olimpiyatlar’da gümüş madalya kazanırken, gol kralı olan Crespo’nun altı golü bile bizi kesmemişti. Valdano ve Batistuta’dan beri ilk kez gol atmak bir Arjantinli forvete bu kadar yakışıyordu. Parma’daki ilk sezonunda 27 maçta 12 gol atarken Parma Serie A’yı ikinci bitirecek ama Crespo’nun aşkına gönüllerimizin tartışmasız şampiyonu olacaktı. 1999’da Galatasaray’dan bir yıl önce Parma sadece gönüllerimizin değil, UEFA Kupası’nın da şampiyonuydu. Tabii ki başrolde yine bizim adamımız Crespo vardı. O yılların güzel bir futbol filminde başka hangi genç santrfor başrole bu kadar yakışırdı ki? Marsilya karşısında maçın ilk golünü atmış, filmin perdesini açmış, 3-0’lık skorla şampiyon olan Parma’nın en iyi oyuncusu olmuştu.
Belki de biz Batistuta, Redondo misali kendilerini milli takıma almamakla tehdit eden Passarella’ya inat uzattığı saçlarıyla Led Zeppelin elemanlarına benzediği için öyle görmüştük. Ama nasıl Redondo, Passarella’ya Arjantin formasını münasip bir yerine sokmasını söylediyse, Crespo da futbol çizgi filmlerinden aramıza karışmış yüzüyle kupayı havaya kaldırıp küpelerini Passarella’ya nispet edercesine tüm dünyaya göstermişti o anda.
Tabii ki gönül isterdi Parma formasıyla 116 maçta birbirinden güzel 62 attıktan sonra Beşiktaş’a gelemeyeceği için Liverpool’a gitsin. Ama bir kez çizgi filmlerden aramıza sızmıştı Crespo ve belki de dünyayı o zaman sadece futbol topunun içindeki gizli başka bir dünyadan ibaret sandığı için o zamanın transfer rekorunu kırarak 2000’de Lazio’nun yolunu tuttu. O zamanlar Lazio’yu sevmemek için ideolojik nedenlere gerek bile yoktu… O Lazio ki Kosova’da insanlar toplu halde mezarlara gömülürken taraftarları Sırp kasabı Arkan’ın resimlerini bir kahramanmış gibi tribünlerine asmış, Mihajloviç ile beraber Arkan’ın insan taklitlerinin insanları öldürdükten sonra yaptığı tiksinç zafer işaretlerinden yapmışlardı. Belki de tüm bunlardan hiç haberi yoktu Crespo’nun… Kim bilir belki dünyada Kosova diye bir yerin olduğundan bile bihaberdi. Çünkü onun için dünya o zamanlar ceza alanından ve kale direklerinden ibaretti. Ve eğer söz konusu olan sadece paraysa bizim için 35 Milyon Pound bile Crespo’nun yanında hiçbir şeydi, bizim paramız olsa hiç düşünmeden verir onu kendi takımımıza alırdık; yine de o hangi formayı giyerse giysin, herkesten önce bizimdi.
Neyse ki 2002’de Ronaldo’nun yerini doldurmak için Inter’e gitti. Inter gönlümüzde bir Beşiktaş değildi ama en azından Lazio da değildi! 2002 Dünya Kupası’nda Ronaldo’ları, çuvalla paraları bir anda unutup birden yaz yağmuru gibi tüm futbol yüreklerini serinleten o gözyaşlarından sonra o sezonun Şampiyonlar Ligi’nde 12 maçta dokuz gol atarken; tamamen çocuklara özgü, önceden tasarlanmamış gol sevinçlerinde bizle beraber tüm dünya Crespo’nun ne kadar sevilesi bir futbolcu olduğunu bir kez daha gördü. Ligde de ilk 18 maçında yedi gole imza atmış, doludizgin devam ediyordu. Ama söz konusu olan Inter ise bu kadar iyi bir santrforun sakatlanmaması doğa kanunlarına tersti! 1997’den itibaren Ronaldo’nun başına musallat olan Inter’in Güney Amerikalı yıldızlarının sakatlanma laneti, bu kez Crespo’nun üzerine çöktü. Ama belki de 2002 Dünya Kupası’nda takımı Arjantin’in ilk turda elenmesinin yanında bireysel sakatlığı hiçbir acı ifade etmediği için bu kez ağlamadı. Dünyanın en zengin futbolcularından birisi olmasına rağmen taraftarlarına yakın olmak için Milano’nun varoşlarındaki evinde oturup iyileşene kadar Playstation oynadı.

2003 yazında Inter’den Chelsea’ye satılması gündeme geldiğinde, Christian Vieri
gazetecilere şöyle diyecekti: “Hernan Crespo’yu lütfen satmasınlar. Onun yerine beni satsınlar. O en iyi oyuncumuz, bunu sadece onun yanında oynamaktan aldığım eşsiz hissi kaybetmemek için söylemiyorum ama bir sene daha şampiyonluk görmemeye dayanabileceğimi sanmıyorum” Bizim için çizgi filmlerdeki rengârenk futbolla eş anlamlı olan Crespo, biz farkında olmadan çok büyümüş, İtalya Ligi’nde şampiyonlukla eş anlamlı olmuştu. Bunu Vieri’nin söylemiş olması ayrı bir tat, apayrı bir futbol dokusuydu.
Belki de Crespo’nun her daim çakmak çakmak gözlerinden dünyaya bakınca Chelsea’ye gitmekte yerden göğe kadar haklıydı çünkü üzerine çökmüş olan Maradona sonrası Arjantin ve Ronaldo sonrası Inter lanetlerinin gölgesinde Avrupa’da tek bir şampiyonluk dahi kazanamamış, en golcü oyuncusu olmasına rağmen Arjantin’le sürekli hayalini kurduğu başarılara sürekli teğet geçmişti. Crespo, birçok Ada yerlisinden bile daha tatlı sert ve aynı zamanda da birçok Latin futbolcudan daha ateşli güzel futbol tarzıyla kâğıt üzerine başarılı olamaması imkânsızdı.
Ama olmadı… Önce konuşacak kimseyi bulamadı Hernan… Tek iletişim kurabildiği insanlar kendi babası gibi onun yanında son derece mütevazı ve sıradan insanlar kalan elektrikçi ve televizyon tamircisiydi. Bir keresinde kendisini Londra’nın kalabalığında o kadar yalnız hissetti ki Peru asıllı tamirciyle birkaç kelime konuşabilmek için televizyonunu bilerek bozdu. Belki biz bu sefer göremedik ama birçok gün onun için 12 Haziran 2002’ydi, sahada nasıl ileride tek başına kalıyorsa, sahanın dışında daha da yalnızdı. Bizim bildiğimiz Crespo, her zamanki futbolunu oynasa İngiltere’deki tüm savunma oyuncuları soluğu psikiyatri kliniklerinde alırdı ama tam tersi oldu.
O yıllarda sadece Crespo değil, Aston Villa’lı Angel, Southampton’lı Delgado dâhil hiçbir Güney Amerikalı bu Latin oyuncuların üstündeki Ada lanetinden kurtulamamıştı. Onların futbol diye bildikleri ile dünyanın en güzel liginde oynanan futbol arasındaki benzerlik en fazla Monica Belluci ile Kate Moss arasındaki kadardı. Yine de ben asla kabul etmedim, etmem de; Crespo Ada’da başarısız olmadı! Bunu Chelsea formasıyla 31 maçta attığı 12 gole göndermede bulunarak iddia etmiyorum; bizzat Mourinho Ada’daki en büyük başarısızlığının Crespo’yu Crespo gibi oynatamamak olduğunu itiraf edecek, oyuncusunu Milan’a kiraya verdikten sonra İstanbul’daki 2005 Şampiyonlar Ligi Finali’nde kendisinin yarı finalde bir türlü gol atmayı başaramadığı Liverpool’a attığı iki golü izlerken bir kez daha günah çıkartacaktı: “Crespo-Chelsea evliliğinin yürümemesinin nedeni futbolla ilgili değildi. Crespo, Stamford Bridge’de kendisini bir futbol sahasından çok bir klasik müzik konserinde gibi hissediyordu”
Bu günah çıkartma, bir süre sonra evliliği düzeltme girişimleriyle devam etti. 2005-2006 sezonunda Crespo son derece gönülsüz olarak da olsa Chelsea’ye geri döndü. Başta kendisini çok daha futbol oynuyormuş gibi hissettiği Şampiyonlar Ligi maçları olmak üzere birçok maçta bildiğimiz Crespo oldu. Sezon sonunda Chelsea şampiyon olurken, Crespo attığı gollere rağmen hayatında ilk kez bir takımda ilk 11’de sürekli olarak kendisine yer bulamayarak Makalele, Cech ve Lampard’ın Oscar’lık performanslarının yanında sadece en iyi figüranlardan birisi oldu.
Nihayet Avrupa’da bir takımla şampiyon olmuştu ama hiç olmadığı kadar mutsuzdu!Şampiyonluktan sonra yaptığı ilk açıklamada Milan’a dönmek istediğini, Milano varoşlarındaki evinde kendisini dünyanın en mutlu insanı olarak hissettiğini söylemişti. Sanki birçok maçta yedek soyunup oturduğu yerden çuvalla para kazanan endüstriyel futbol çağının en zengin futbolcularından birisi değil de futbol aşığı Alman din bilimcisi Dorothee Sölle’nin mutluluğun tarifini yapmaya çalışırken örnek verdiği çocuktu Hernan Crespo: “Bir çocuğa mutluluğu kelimelerle açıklayamayız, en iyisi ona oynaması için bir top vermektir”
Ama Chelsea, Crespo’ya ne özlediği topu verdi ne de Milan’a sattı. Abramoviç, Crepso’nun gitmesine bir şartla izin vereceğini açıklamıştı: “Biz bu futbolcuya çuvalla para verdik ve şimdi borsa değeri daha da yükseldi. Bizden daha fazla para ödemeye hazır olan kulüp Crespo’yu alır”. Sonunda parayı verip Crespo’yu çalan Inter oldu.
Bir kez daha endüstriyel futbol çağında en fazla kumdan kaleler kadar sağlam olanhayallerimiz, yıkıldığında 2006 yılının Aralık ayında Crespo’nun başka türlü bir gerçeği ile avunacaktık. O gün kendisine Lazio ve Chelsea formalarından çok daha fazla yakışan Inter formasıyla Siena’ya attığı gol, dünyanın en zor gol atılan ligi olan Serie A’daki 125’inci golü oldu. Beş ay sonra ise Avrupa kariyerindeki 200’üncü golüne imza atacak, böylelikle toplamda oynadığı 400 maçın yarısında gol kaydetmiş olarak kendisine çok yakışan bir rekora imza atacaktı. Bunun üzerine nihayet Abramoviç bile insafa geldi ve Crespo’nun iki sezon kiralık olarak oynadığı Inter’e bonservisiyle gitmesine izin verdi.
Inter’le şampiyonluk kutlamalarına başlamadan iki gün önce Led Zeppelin saçlarını kesmiş, sanki sessizce yeni bir hayata başlayacağını bize fısıldamıştı. 12 Haziran 2002 günü, futbol oynamaktan başka hiçbir şey bilmeyen, belki de bilinçli bir şekilde bilmek istemeyen, formasının arkasında Crespo yazan o hiç büyümeyen çocuk… Son iki sezondur Genona ve Parma maçlarını izlememizin baş nedeni. Keşke bir gün buralara da gelsen, ben, sen, Tsubasa, Miyaki, Wakabayashi ve Burkay Kırca hep beraber dünyanın en güzel oyununu son bir kez oynasak! Zaten Allah geçinden versin, öbür tarafta Best seni bekliyor, cennettekilere de futbol dersi vermek için!
FFT / ALİ ECE

Adam Deplasman Kralı Çıktı Rıza Baba


Türkiye'de derbi kazanamayan Biliç'in EPL başlangıcı budur...

2014-2015 GS Kadroları



Arşivde bulunsun, kim gitmiş kim kalmış bakarız gerekince.

18 Eylül 2015 Cuma

Hafta Sonu Futbol

18 Eylül 2015, Cuma
19:30 Denizlispor - Göztepe (TRT Spor)
19:30 Samsunspor - Boluspor (TRT HD)
19:30 Karşıyaka - 1461 Trabzon (TRT Spor Web)
20:00 Mersin İdmanyurdu - Osmanlıspor FK (LigTV)
20:00 Medipol Başakşehir - Akhisar Belediyespor (LigTV2)
20:00 Balıkesirspor - Adanaspor (TRT Avaz)
21:30 Mainz 05 - Hoffenheim (Eurosport2)
21:30 Rennes - Lille (Digiturk)
21:30 Getafe - Malaga (LigTV3)

19 Eylül 2015, Cumartesi
14:45 Chelsea - Arsenal (LigTV3)
16:30 Altınordu - Alanyaspor (TRT Spor)
16:30 Darmstadt 98 - Bayern München (Eurosport2)
17:00 Çaykur Rizespor - Antalyaspor (LigTV2)
17:00 Sivasspor - Torku Konyaspor (LigTV)
17:00 Real Madrid - Granada (LigTV3)
18:30 Reims - Paris Saint-Germain (Digiturk)
19:30 Şanlıurfaspor - Giresunspor (TRT HD)
19:30 Adana Demirspor - Gaziantep BBSK (TRT Spor)
19:30 Manchester City - West Ham United (LigTV3)
20:00 Trabzonspor - Galatasaray (LigTV)
20:00 Eskişehirspor - Kasımpaşa (LigTV2)
20:45 Heracles - PSV Eindhoven (Tivibu)
21:00 Toronto FC - Colorado Rapids (Eurosport)
21:30 Eibar - Atletico Madrid (Digiturk)
21:45 Milan - Palermo (LigTV3)

20 Eylül 2015, Pazar
13:00 Sevilla - Celta Vigo (LigTV3)
13:30 Chievo - Inter (LigTV)
13:30 Roda - Feyenoord (Tivibu)
15:30 Excelsior - Ajax (Tivibu)
15:30 Tottenham - Crystal Palace (Digiturk)
16:00 Genoa - Juventus (LigTV3)
16:30 Kayseri Erciyesspor - Karabükspor (TRT Spor)
16:30 Stuttgart - Schalke 04 (Eurosport)
17:00 Gaziantepspor - Kayserispor (LigTV)
17:00 Zenit St. Petersburg - Amkar (Tivibu)
18:00 Southampton - Manchester United (LigTV3)
18:00 Liverpool - Norwich City (LigTV2)
18:30 Borussia Dortmund - Bayer Leverkusen (Eurosport)
19:30 Yeni Malatyaspor - Elazığspor (TRT Spor)
19:30 Lokomotiv Moscow - Krylya Sovetov (Tivibu)
20:00 Fenerbahçe - Bursaspor (LigTV)
21:15 Porto - Benfica (Tivibu)
21:30 Barcelona - Levante (LigTV3)
21:45 Napoli - Lazio (Digiturk)
22:00 Marseille - Lyon (LigTV2)

21 Eylül 2015, Pazartesi
19:00 Korona Kielce - Gornik Leczna (Eurosport2)
20:00 Gençlerbirliği - Beşiktaş (LigTV)


16 Eylül 2015 Çarşamba

Messi'nin CL Kariyeri


İstatistik sıradışı...

Ön Libero Hakan Balta


Hakan Balta'nın şu saatten sonra sol stoper dışında verimli olması zor...Sol bek ya da ön libero için yaşı gereği yavaş bir futbolcu artık. Zaten hiç bir zaman çok hızlı değildi.
Dün Ön liberoda Hakan tercihi yanlıştı ve sadece orta sahayı kalabalık tutmak için bunu denemek hata oldu.Yenilen ilk golde golü atan Hakan'ı nasıl gelip geçiyor görüyorsunuz.
2. Devre stopere geçince daha yararlı oldu zaten.

Dün Gece CL


Açıkcası çok sürpriz sonuç yok... CL ilk hafta ve yol daha çok uzun...Ama şu gerçek ki Real Madrid-Barcelona-Bayern Münih gibi takımlar ile diğerleri arasındaki fark kapanmıyor hatta her yıl biraz daha açılıyor gibi. Mesela Real Madrid evinde S.Donetsk'e zorlanmadan 4 attı bile.

14 Eylül 2015 Pazartesi

Barcelona'lı Arda


Arda Turan Barcelona idmanında...Malum Ocak ayına kadar Barcelona'nın transfer yasağı nedeni ile maçlara çıkamıyor. Yeni takımda da yine takımın neşe kaynağı olmuş gibi...
Fotoğrafa bakınca şunu düşünüyorum...Şu anda dünyanın en iyi 5 futbolcusunu say deseniz 3 tanesi fotoğrafta...Neymar-Suarez-Messi...Hala alışamadık galiba Arda'nın Barcelona futbolcusu olduğuna.

Sarı Fırtına Metin Tekin


Kocaelispor Genç Takımı’nda oynarken genç kızların sadece siz oraya bastınız diye çimleri söktükleri doğru mu?Bunu şimdi verdiğiniz kâğıtlardan okudum ve öğrendim. Galiba öğrenmek için 30 yıl kadar geç kalmışım! Böyle bir şey olduğunu zannetmiyorum. Hiç duymamıştım.
Feyyaz Uçar’a sorduğumuzda “Ali incecidir, planlıdır. Metin keyif adamıdır” demişti. Keyif adamı mısınız?Feyyaz benim için böyle demiş ama kendisi de baba bir keyif adamıdır! Güzel bir yemek yemekten, kaliteli ortamlarda olmaktan mutlu olan biriyim, herhalde kast
ettiği o.
Sakaryaspor maçında başınıza aldığınız darbe sonucu beyin sarsıntısı geçirdiğiniz günleri nasıl hatırlıyorsunuz?Hatırlamıyorum diyebilir miyim (gülüyor)? Beyin sarsıntısından öte, beyin kanaması geçirdim. Hayati bir olaydı. Futbol oynayıp oynamayacağımın bilinemediği bir dönem yaşamıştım. Bazı doktorlar oynamamın sakıncalı olabileceğini söylüyordu. Sonrasında İngiltere’de konunun uzmanı bir profesöre gittim. Bana futbol oynayabileceğimi söyledi. Darbeyi Turhan Sofuoğlu’ndan almıştım ama oyun gereği, son derece doğal bir hareketti. Genç bir sporcunun böyle bir olayla karşı karşıya kalması karşısında kamuoyu da hassas davrandı. Liseli kızlar gelmişti ziyarete, çok şaşırmıştım! Size yönelik duyguları böyle yoğun bir şekilde görebilmek insana kendini şanslı hissettiriyor.
Futbolculuğunuz sırasında Fenerbahçeli Abdülkerim Durmaz’la yakın arkadaşlığınız ve bazı olaylar nedeniyle kulübünüzden tepki almıştınız. Neler yapıyordunuz?Abdülkerim’le ortak zevklerimiz vardı ve iyi anlaşıyorduk. Abartıldığı kadar gece gezmelerimiz yoktu. İkimizi ve Erhan Önal’ı “Manukyan’da basıldılar” diye bir haber yaptılar. Arkadaşlarımızla bir ortamdaydık ama öyle bir yerde değildik. Abdülkerim biraz fevri, başına buyruk, disiplinsiz olarak görülen bir futbolcuydu ve kulübüm onunla arkadaşlık yapmam konusunda beni uyarmıştı. Ancak “Kiminle arkadaşlık yapacağıma ben karar veririm” diyerek bu konuyu kapattım.
Gordon Milne 1989-90 sezonu öncesinde sizi Almanya kampına almamıştı. Kendinizi ona tekrar nasıl ispatladınız?Beşiktaş beni göndermek istiyordu. Bu düşünce de gayet doğaldı ama ben gitmek istemiyordum. PAF takımıyla antrenmanlar yaptım, kendi kendime çalıştım ve o savaştan galip çıktım. Beşiktaş’ın beni affetmesiyle tekrar ayağa kalktım ve üç sene üst üste şampiyon olan kadroda yer aldım. İki maç özellikle önemlidir. UEFA Kupası’ndaki Borussia Dortmund maçında çok iyi oynamıştım. Dönüşte 10-0’lık maçta üç gol atınca kendimi Gordon’a ispat etmiş oldum.
Nasıl oldu da o Adana Demirspor maçını 10-0 kazandınız? Rakipleriniz o kadar gol attığınız için sitemde bulundu mu?Beşiktaş’ta kalıp kalmayacağımın belli olacağı bir maç olduğu için benim adıma çok kritikti. Bütün gücümüzle oynadık, fark oldu. Muammer ağabey vardı, libero oynuyordu. “Yeter artık!” dedi 10-0’dan sonra. “Bir tane daha atarsanız kötü olur” diye bizi tatlı sert uyardı. Biz de vaktimiz olmasına rağmen başka gol atmaya çalışmadık!

Orduspor kalecisinin elindeki topu kafayla almıştınız. O hamleyi yapmaya nasıl karar verdiniz?

Hakemler sezon başlarında kulüplere gelip değişen kuralları futbolculara anlatırdı. O maçtan 15 gün önce de bize kaleciye dokunmadan, topa kafayla müdahale edebileceğimiz söylenmişti. Eskiden faul olan bu durum artık oyun kuralları içindeydi. Maç anında aklıma geldi. Kaleci Hüsnü topu tek eliyle tutuyordu ve ben de arkasında kalmıştım. Kafayla aldım, Mirsad Kovaçeviç’e pas vererek gol olmasını sağladım.
Bir maçta gol yedikten sonra santrada hakeme “Hocam kendi sahana geç de başlayayım” dediğiniz doğru mu?Evet doğru! 28 Ocak 1987’de Bursaspor’la oynadığımız Türkiye Kupası maçında hakem Serdar Çakman’a söylemiştim. Sinan Engin’e kırmızı kart göstermişti, yediğimiz üçüncü golde hatalı olduğunu düşünüyordum. Santrayı yapmak için topun başına gittim ama bir türlü başlamadım. Bana “Metin ne duruyorsun? Santra yapsana” deyince kendimi tutamadım ve o cümleyi söyledim. Aslında kırmızı kartı hak etmiştim!

Rıdvan Dilmen’le bir şirket kurma hayaliniz varmış. O proje nereye kadar ilerledi?Tabii ki ilerleyemedi! Teşebbüs aşamasında kaldı. Rıdvan’la beraber tekstil şirketi kurmak için Ali Dinçkök’e gittik. Konuyla ilgisi, birikimi olmayan iki kişiydik. Öyle ki Ali bey bize ne kadar sermaye koyacağımızı sordu, biz onu bile düşünmemiştik! Rıdvan bana masanın altından eliyle 5 işareti yapıyor ama ben 5 mi demeye çalışıyor, 50 mi onu bile anlamıyorum! Üstelik masa da cam! Oradan çıktık, İnönü Stadı’nın yanından Dolmabahçe’ye yürürken bir taksici bizi gördü, camını açıp “Ooo, şirketi kurmuşsunuz” deyiverdi. Kalakalmıştık!
En güzel golünüz hangisi?Pozisyonum gereği çok fazla güzel gol atabilen bir futbolcu değildim ama 1993-94 sezonundaki Cumhurbaşkanlığı Kupası maçında Galatasaray’a ceza sahası dışından attığım vole golü güzeldi. Şampiyon Kulüpler Kupası’ndaki PSV Eindhoven deplasmanında Van Breukelen’e attığım benzer vole golümü de beğenirim. Önem olarak da üç şampiyonluğun ilkinde Fenerbahçe’ye, Schumacher’e attığım kafa golünü unutamam. Kazananın şampiyon olacağı bir maçtı.


Metin-Ali-Feyyaz saha dışında da saha içindeki kadar yakın mıydı? Birlikte bir şeyler yapar mıydınız?Yapmaz olur muyuz? Fransız İhtilali’nin 200’üncü yıl kutlamalarına katılmak için 1989’da Fransa’ya gittik. Mallorca adalarında tatil yaptık. Feyyaz’la bir Uzak Doğu seyahatine çıktık, Tayland ve Singapur’a gittik. Ali’yle bir Brezilya seyahatimiz oldu. Ali’yle Copacabana plajında ayak tenisi oynayan çocuklar gördük. Biz de profesyoneliz ya, oynayalım dedik. 10 dolar veriyorsun çocuklar oynuyor. 14 yaşında iki çocuk bizi 15-1 yendiler (gülüyor)!
Vanspor’a transfer kararını size aldıran neydi? Vanspor’da neler yaşadınız?Futbol hayatımda değil ama yaşamımda Vanspor’un oldukça önemi var. Güneydoğu’yu gördüm, Van’da yaşadım, hayata dair birçok yeni şey öğrendim. Çok özel günlerdi.

Euro 96 elemelerinin en kritik maçında İsveç’e karşı kaptan olarak forma giydiniz. O gün nasıl bir gündü?Fatih hoca beni aradı. Zannediyorum ki futbolu bırakıp antrenör olmayı istememle ilgili bir şeyler söyleyecek. “İyi görüyorum seni. Gel bir konuşalım” diyerek beni kahvaltıya çağırdı. Gittim ama net bir şey öğrenmeden yanından ayrıldım. Sonradan beni çağırıp “Kaptansın” dedi. “Hocam ben yedi yıldır yokum” dedim, “Ben sana sormadım, söyledim” diye cevap verdi.
Yıllarca Fatih Terim’in yardımcılığını yaptınız. Ondan neler öğrendiniz?Fatih Terim futbolculuğunun sonunda, ben başındayken milli takımda beraber oynadık. İzmir’de 1983’teki Almanya maçında kaptanımızdı. Ardından o Sepp Piontek’in yardımcılığını yaparken kadrodaydım. Sonrasında milli takımın başına geçince teknik direktör–oyuncu ilişkimiz oldu. Onun yanında çok büyük tecrübeler edindim.
Euro 2008’in sizce en unutulmaz anı hangisiydi?Türkiye belki ileride Avrupa şampiyonu da olacak, ama hiçbir zaman böyle maç hikâyeleri olmayacak. İsviçre, Çek Cumhuriyeti, Hırvatistan hatta yenildiğimiz Almanya maçlarının öyküleri unutulamaz. Yine de Hırvatistan maçı bambaşka.
Önce antrenörlük, sonra da teknik direktörlük yaptınız ama yakın bir zamanda bir daha bu yönde çalışmayacağınızı söylediniz. Yaşınız hocalık için gençken neden böyle bir karar aldınız?Erdoğan Arıca’nın dört yıl yardımcılığını, ardından Dardanelspor ve Altay’ın teknik direktörlüğünü yaptım. Fatih Terim’in yanında dört buçuk yıl milli takımda çalıştım. Bunlar beni tatmin etti. Bu biraz hayata bakışla ilgili. Futbolun nasıl oynanması gerektiğine dair fikirlerim var ama bunu basının içinde kalarak kullanmak istiyorum.
FFT Dergisinden bir röportaj.

Del Piero'nun Juventus İle İlk Maçı


Tam arşivlik fotoğraf...1993 yılı Alessandro Del Piero henüz 19 yaşında ve Beyaz Tilki lakaplı Ravanelli yerine ilk defa Juventus forması ile sahaya çıkıyor.

Bayrak Adamlar

Kariyerlerini aynı renklere adayan yıldızlar, kulüplerin ve taraftarların her zaman sevgilisi olmuştur…

Bu yıldızlara İngiltere’de “One Club Man“, Portekiz’de ise “Bandeira” denirken, biz bu futbolcuları tanımlamak için “Bayrak Adam” kalıbını kullanıyoruz. Ülkemizde de Rıza Çalımbay’ınBeşiktaş, Müjdat Yetkiner’in Fenerbahçe, Bülent Korkmaz’ın da Galatasaray formasıyla başlayan kariyerlerini başka formayı sırtlarına geçirmeden bitirmeleri, bu efsaneleri kulüplerinin bayrak adamı seviyesine getirdi…
 Müjdat-Yetkiner-tüm-kariyerini-Fenerbahçede-geçirdi 8acbca7f481fe8499c5c71a4208fb73ee2a878fe
Endüstriyelleşen dünya ile birlikte futbol Arap YarımadasıAsya ve Amerika‘da da popüler olduktan sonra köklü kulüplerin yıldız isimleri, kariyerlerinin son yıllarında farklı maceralara atılmaya başladı. Tabii ki bu kararlarında astronomik ücretlerle yapılan şişkin kontratların yanı sıra, kulüplerin bu oyuncularla yeni sözleşme imzalamaya yanaşmamaları da önemli bir rol teşkil ediyor. Bu transfer dönemi de, kulüpleriyle özdeşleşen birçok yıldız futbolcunun takımlarından birer birer ayrılmasıyla hatırlanacak…

Xavi Hernandez

Dile kolay, 1991 yılında girdiği Barcelona kapısından, bordo mavili formayı 767 kez giyip onlarca kupa kaldırdıktan sonra çıkıyor olmak Xavi kadar Barcelona taraftarı için de çok zor olacak gibi… Üç kupayla bitirdiği 2014-15 sezonu ile Puyol‘dan sonra aldığı kaptanlık pazubandını Iniesta’yabırakarak güzel bir vedaya imza atan Xavi’yi artık Katar ekibi Al Sadd formasıyla görmeye alışmak zorundayız.

xavi-al-sadd-sc-reveal_1hdu7dnsbwjit1es1x1worf0vr
Iker Casillas

Dokuz yaşında girdiği Real Madrid altyapısında, yaş kategorilerini hızlıca geçip 18 yaşında kaptığı A takım formasıyla 725 maça çıkan Casillas’ın ayrılığını düşünmek pek mümkün değildi ama başkan Florentino Perez ile olan gerginliği ve gözyaşlarıyla veda ettiği Real Madrid formasıyla bir devrin de kapanışını simgeliyordu: İlk Los Galacticos‘un son kalesi Casillas artık eflatun-beyazlı forma için oynamayacaktı.
CJ8O6LHWIAAZ2Mm

Steven Gerrard

Steven Gerrard ilk defa yedi yaşında formasını giydiği Liverpool‘dan vazgeçmeyi hiç düşünmemişti, ta ki geçtiğimiz sezon başında kulübünden Gerrard’a kontratını uzatma teklifi gelmemesine kadar… A takımda çıktığı 708 maç ve attığı 186 golün ardından, vakit Gerrard’ınAnfield Road‘a vedasını gösteriyordu. Amerika’dan gelen teklife evet diyen Gerrard, formasında farklı renkler taşıyor olsa bile futbolseverlerin gözünde hep Liverpool’un efsanesi olarak kalacak.
CKNUGDmWsAU01kx

Bastian Schweinsteiger

Bayern Münih ile ilk maçına Aralık 2002’de çıkan Schweinsteiger, 2015 yazına kadar düzenli formasını giydiği Alman ekibinin temel taşlarından biri olmuştu. Herkes Alman oyuncunun Sepp MaierMehmet Scholl ve Oliver Kahn gibi Bayern formasıyla futbol hayatını sonlandıracağını düşünürken, Schweinsteiger değişiklik istediğini söyledi ve eski teknik direktörü Louis van Gaal‘in yanına gitmeye karar verdi.
11355904_1621779078104687_1022857032_n
2015 yazı bizim için Xavi, Casillas, Gerrard ve Schweinsteiger gibi bayrak adamların vedalarına sahne olurken, zaten az sayıda kalan Philipp LahmFrancesco Totti ve John Terry gibi “bayram adamların” onların yollarından mı gidecekleri, yoksa Ryan GiggsJavier Zanetti vePaolo Maldini gibi efsane oldukları forma altında mı futbolu bırakacaklarını hep beraber izleyip göreceğiz.

FFT Dergisinden alıntıdır.

Milano Derbisi İnter 1 - Milan 0


Milano derbisini 1-0 İnter kazandı...İnter'de Mancini ,Melo,Telles olduğu için dikkatler oraya döndü dün gece tabii ki. İnter'in kadro iyi ama mesela Dzeko-İbrahimoviç gibi üst düzey bir golcüleri olsa çok daha iyi olacak gibi.
Melo 90 dk oynadı.Açıkcası Mancini'nin Melo'yu ne kadar istediği ilk maçtan belli oldu. Ben maçlar 1-0 olunca örneğin 60. dk dan sonra skoru tutmak için kullanır diye düşünürken direkt 11 oyuncusu olarak rol biçti Brezilyalıya...Telles son 25 dk oynadı ama geleceği parlak.
Melo bildiğimiz Melo...Yine sert ve rakibi korkutan bir oyun yapısı var.Balotelli ile ilk maçtan kapıştı bile.
İnter ilk 3 maçta 9 puan yaptı ve lider...Sezona kötü başlayan Juventus oldu...3 maç ve sadece 1 puan.


Ajax 1995


Efsane Ajax takımı...Kadroda bir tane çöp adam yok hepsi yıldız futbolcuydu.

Gerrard & Drogba


Yıldızlar ABD'de buluştu...MLS ligi maçında karşı karşıya gelen iki efsane.

Bildiğinden Şaşma


12 Eylül 2015 Cumartesi

Efsane Transferler Didier Drogba

Fildişi Sahilli oyuncunun kısa ama görkemli Galatasaray macerasının arka planını Bülent Tulun anlatıyor…

“Drogba’nın menajeriyle tanışıklığımız transferden çok daha öncesine dayanıyor. 2011 yılında kendisini arayıp, Drogba’yı transfer etmek istediğimizi söylemiştim ama olmamıştı. Sonraki transfer dönemlerinde de ısrarcı olmadık.
Ocak 2013’te devre arası transferleri için Fatih Terim beş savunma oyuncusundan oluşan bir liste çıkardı ve önceliğimiz sadece bu futbolculardı. İlk ikisinin ücreti çok fazla olduğu için üçüncü sıradaki Aurelien Chedjou ile görüşmeye, Paris’e gittim. Lille kulübü ile pazarlık yapacaktım.Paris’e gittiğim günün gecesinde telefonum çaldı, arayan Drogba’nın menajeriydi. Transfer konusu haricinde de arkadaşlığımızı sürdürdüğümüz için sohbet ettik. Bana Drogba’nın Shanghai Shenhua takımıyla alacakları konusunda sorun yaşadığını, başka bir kulübe transfer olmak istediğini söyledi.
Telefonu kapatır kapatmaz başkan Ünal Aysal’ı aradım. O zaman da Şampiyonlar Ligi’nde Schalke ile oynayacaktık. Bana o maçı kazanırsak kulübün kasasına ne kadar para gireceğini sordu. ‘6,5 milyon avro’ dedim. Yaklaşık 3 milyon da reklam gelirinden payımız vardı. ‘Savunma oyuncusunu boş ver, 10 milyon avroya Drogba’yı bitir!’ dedi. Fatih Terim de aynı fikirdeydi. Bu arada transfer sezonunun kapanmasına altı gün vardı! Hemen menajeri aradım, ertesi gün alıp İstanbul’a getirdim. Başkanla görüşüp, 9,8 milyon avroya anlaştılar.
Geriye Drogba’nın imzası kalmıştı ama o da Afrika Kupası için Johannesburg’daydı. Tabii imza attırmakla bitmiyor, imzanın onaylanması için konsolosun şahitliği lazım. Neyse ki o da Galatasaraylı çıktı. Adamı alıp 250 kilometre uzaklıktaki tesislere gittik. Drogba da beyefendi, saygılı bir adam. Bizi çok iyi karşıladı, bir buçuk senelik imzayı attı ve bunların tamamı 96 saat içerisinde oldu!
Drogba’yı Afrika Uluslar Kupası biter bitmez Türkiye’ye getirdik. Yanında Fildişi Sahili’nden üç arkadaşı vardı. Kulübün de yardımıyla Kemerburgaz’dan bir ev tuttular, bir de minibüs verdik.Hatta tuttuğu ev, kulübün kira için verdiği paranın iki katıydı ama bizden başka bir talebi olmadı. Sözleşmesi bitene kadar hiçbir sorun yaşamadık. 
FFT Dergisinden...

Hafta Sonu Futbol

12 Eylül 2015, Cumartesi
14:00 CSKA Moscow - Zenit St. Petersburg (Tivibu)
14:45 Everton - Chelsea (LigTV3)
16:30 Bayern München - Augsburg (Eurosport2)
17:00 Bursaspor - Gençlerbirliği (LigTV)
17:00 Akhisar Belediyespor - Gaziantepspor (LigTV2)
17:00 Boluspor - Karşıyaka (TRT Spor)
17:00 Crystal Palace - Manchester City (LigTV3)
19:30 Eintracht Frankfurt - Köln (Eurosport2)
19:30 Manchester United - Liverpool (LigTV3)
20:00 Adanaspor - Denizlispor (TRT Spor)
20:15 Galatasaray - Mersin İdmanyurdu (LigTV)
20:15 Antalyaspor - Eskişehirspor (LigTV2)
20:45 Twente - Ajax (Tivibu)
21:30 Atletico Madrid - Barcelona (LigTV3)
21:45 Cambuur - PSV Eindhoven (Tivibu)
22:45 Arouca - Porto (Tivibu)

13 Eylül 2015, Pazar
13:00 Granada - Villarreal (LigTV3)
13:30 Hellas Verona - Torino (LigTV2)
13:30 Spartak Moscow - Rostov (Tivibu)
15:30 Feyenoord - Willem II (Tivibu)
15:30 Sunderland - Tottenham (LigTV3)
16:30 Hoffenheim - Werder Bremen (Eurosport2)
17:00 Beşiktaş - Medipol Başakşehir (LigTV)
17:00 Elazığspor - Balıkesirspor (TRT Spor Web)
17:00 Karabükspor - Yeni Malatyaspor (TRT HD)
17:00 1461 Trabzon - Adana Demirspor (TRT Spor)
17:00 Çaykur Rizespor - Sivasspor (LigTV2)
18:30 Schalke 04 - Mainz 05 (Eurosport2)
19:00 Lazio - Udinese (LigTV3)
20:00 Samsunspor - Şanlıurfaspor (TRT Avaz)
20:00 Göztepe - Giresunspor (TRT Spor)
20:15 Osmanlıspor FK - Torku Konyaspor (LigTV2)
21:00 Kasımpaşa - Fenerbahçe (LigTV)
21:15 Rio Ave - Sporting Lisbon (Tivibu)
21:45 Inter - Milan (LigTV3)

14 Eylül 2015, Pazartesi
20:00 Alanyaspor - Kayseri Erciyesspor (TRT Spor)
21:00 Kayserispor - Trabzonspor (LigTV)
21:30 Rayo Vallecano - Deportivo La Coruna (LigTV2)
22:00 West Ham United - Newcastle United (LigTV3)

Pique ve Fabregas

Bir zamanlar Barcelona...

11 Eylül 2015 Cuma

Deli ile Dahi Arasında Bir Adam C.Daum

FFT Eylül...Daum röportajı...
Futbolculuğunuzda da teknik direktörlüğünüzdeki kadar hırslı mıydınız?Oynadığım her maçı kazanmak istiyordum sadece. 
Futbol oynamaya başladığınızda nasıl hayalleriniz vardı?1960’larda Alman Milli Takımı çok popülerdi. Alman Milli Takımı’nda oynayan oyunculara hayrandım. Franz Beckenbauer, Paul Breitner gibi olmak isterdik hepimiz. Tabii Johan Cruyff’u da beğenirdik.
Teknik direktörlüğe başlamanız nasıl oldu?Öncelikle bir öğretmenim. Okulda da altyapı kategorisindeki öğrencilere ders veriyordum. Altyapıda teknik direktörlük yaparken kendimi geliştirmek için diğer tecrübeli teknik direktörlerle fikir alışverişi yapıyordum. Beni en çok destekleyen kişi Rinus Michels’ti. O, dünya futbolu için önemli bir adamdır. 1974’den 1984’e kadar altyapıda kaldım.
1986 yılında Bundesliga’dan düşmek üzere olan Köln’ü çalıştırmaya başlamışsınız ve 1989’a kadar takımı onuncu, ikinci ve üçüncü yapıp, UEFA Kupası’nda çeyrek final oynatmışsınız. Nasıl toparlamıştınız o takımı?Takımı sonuncu sıradayken almıştım. Mesafe çok büyüktü ama düşeceğimize hiç inanmıyorduk. Kimse bizim UEFA Kupası’na gideceğimize ihtimal vermiyordu.
Bundesliga’da, Avusturya’da ve Türkiye’de çalıştırdığınız takımlara şampiyonluklar kazandırdınız. Bütün liglerde şampiyonluğa aynı yollardan mı gidiliyor?Sadece futbolcularla değil, bütün kulüp çalışanlarıyla bir birlik kurmaya çalıştım. Bir futbolcu kendini geliştirirse bu benim başarımdır. (Dolabını açıp bir dosya çıkarıyor ve gözümüze Fenerbahçe klasörleri çarpıyor. Fenerbahçe klasörlerinin yanında, bugüne kadar çalıştırdığı bütün kulüplerin klasörleri var ve Daum’un arkasında duran siyah dolap onlarla dolu!)
Bütün çalışmalarınızı tek tek yazıyor musunuz?Aklına gelebilecek her şeyin kaydını tutarım. Bu elimdeki Fenerbahçe’nin 2006 sezonunun klasörü. Bütün toplantılarımı, bütün görüşmelerimi yazarım. Yönetici ne demiş, futbolcu ne demiş… Futbolculara sürekli puanlar veririm. Bunu bütün teknik direktörlüğüm boyunca yaptım. Rakip analizleri, takımlarımın analizleri, rakip futbolcuların durumları, izlemeye aldığım, transfer için takip ettiğim futbolcuların gelişimleri… Her birini tek tek elimle yazarım. Çok kişilerden saldırıya uğradım. Robert Enke’yle yaptığım görüşmeden sonra yazdıklarım burada. (Bu sırada Robert Enke’yle ilgili el yazısıyla yazılmış bir sayfa açıyor) Robert’in psikolojik rahatsızlığını çok önceden biliyordum. Tarihe bakabilirsin. Konuşmamızın ayrıntılarını söyleyemem çünkü ona saygım var. O öldükten sonra “Onun hastalığını kimse bilmiyordu” dediler.
Hangi konuda saldırıya uğramıştınız?Robert’in rahatsızlığını menajerine söyledim. O da biliyordu ama Robert’in üzerinden para kazanmak için beni dinlemedi. Tedavi edilmesi gerektiğini en başından söyledim. Çok üzgünüm.
Bunları bir kitaba çevirmeyi düşünüyor musunuz?Görüşmelerimi değil ama analizlerimi internet sayfama aktarmaya çalışıyorum.
daum dosya
Daha önce hiç böyle bir arşiv görmemiştik!Dünyada başka bir kişinin elinde olduğunu sanmıyorum. Kimse uğraşmaz.
1992 yılında Stuttgart’ı çalıştırdığınız dönemde ligin son maçının son dakikalarında Leverkusen’e karşı kazandığınız bir şampiyonluk var. Neden çalıştırdığınız takımlar son maçta şampiyon oluyor ya da olmuyor?Bir şeyi kazanmak için mücadele ediyorsunuz. Şampiyonluğu kazandığınız zaman “Sonunda kazandım!”, kaybettiğiniz zaman da “Son anda kaybettim!” diyorsunuz. İçinizden “Sonuna kadar mücadelemi sürdürdüm, elimden geleni yaptım” diye geçiriyorsunuz.
Bu strese nasıl dayanıyorsunuz?Hayata bakış tarzım biraz farklı. Bir teknik direktör nasıl yaşarsa futbolcular da o şekilde oynar. Ben takımın bir resmiyim. Hayatımdaki her şey planlıdır.
1994 yılında Beşiktaş, Kocaelispor’la bir maç yapıyor. Skor 7-1 ama siz yedek kulübesinden bağırmaya devam ediyorsunuz. Bunun gibi daha birçok sahne var aklımda. Futbolcularınızdan daha fazla ne istiyorsunuz?Ellerinden gelenin en iyisini yapmalarını istiyordum. Skor iyi diye arkama yaslanamam. Her maç bir fırsattır. Belki o maçta futbolcularıma yeni bir şey kazandırırım. Mükemmel olmayı hedef olarak görmezsem oyuncuya hiçbir şey yaptıramam.
Almanya’da takım çalıştırırken bir maçtan önce soyunma odasına bir çuval para getirip “Kazanırsanız bu para sizin” demişsiniz. Türk futbolcularıysa daha çok duygusal olarak motive edebildiğinizi söylemiştiniz. Alman futbolcularla Türk futbolcuları birbirinden ayıran en önemli özellikler nelerdir?Almanya’da futbolcularımın motive olmaları için cam üstünde yürüttüğüm de oldu, herkes gibi prim verdiğim de… Türk futbolcusunun duygusal olduğu kesin. Önemli olan, bu duygusallığı iyi ayarlayabilmek. Teknik direktör futbolcunun önce beynine, sonra da kalbine girebilmeli. Almanya’da futbolcunun kalbine girmek zordur, Türkiye’deyse beynine.
Türkiye’ye geldiğinizde “Burada bu işler böyle yürüyormuş” deyip, şaşırdığınız çok şey oldu mu?Türkiye’de biri size “Daha sonra” diyorsa o iş asla yapılmaz. Zaman kavramlarımız farklı. Aklıma bir şey geldi. Bir Fenerbahçe-Trabzonspor maçında 1-0 öndeydik. Sahaya “Kaptan, konuuuş!” diye bağırdım (Bunu uygulamalı olarak gösteriyor). O da bana “Evet! Evet!” diye bağırdı. Ben oyuncularımdan iyi savunma yapmalarını isterken bir baktım bizim takımın bir oyuncusu bizim kaptana omuz atıyor. Ne yapıyorlar bilmiyorum! O maçı bir şekilde kazandık. Maçtan sonra “Siz delirdiniz mi? Ne yapıyordunuz öyle?” dedim. Meğer kaptan anlamış ki “Tanrı’yla konuş”, bizim oyuncu da onu uyarmak için omuz atmış (gülüyor)!
Türkiye’nin iki büyük kulübünü defalarca şampiyonluğa oynatmışşampiyon yapmış biri olarak Türkiye’de bir takımı şampiyon yapmanın şifrelerinin neler olduğunu düşünüyorsunuz?Bu her sezon için, her kulüp için değişir. Beşiktaş’ı şampiyon yaptığımda müthiş bir ekiple çalıştım. Mehmet, Rıza, Feyyaz, Ali, Metin… Hepsi eğitim görmüş, efendi, bilgili futbolculardı. Süleyman Seba gibi bir yöneticiyle çalıştım. Onu tanıdığım için çok mutluyum. Onun gibi bir başkan daha tanımadım. Hiçbir zaman işlerimize karışmadı.
Fenerbahçe’de Aziz Yıldırım işlerinize ne kadar karışıyordu? Onunla da Süleyman Seba gibi bir iletişim kurabildiniz mi?Süleyman Seba başka türlü yetişmiş, yaşı daha farklı bir insandı. İkisini karşılaştırmamız yanlış olur.
Fenerbahçe’de transferleri sizin yapmanıza izin veriliyor muydu? Takım kurmanız için size özgürlük tanındı mı?
Bütün transferler Aykut Kocaman ve yönetim tarafından yapılıyordu. Hangi futbolcuları istediğimi söylüyordum ama stoper istesem forvet getiriliyordu! Roberto Carlos ve Vederson elimizdeyken bir anda Andre Santos alındı. Akıl almayacak bir iş!
Alex de Souza’yı kim transfer etmişti?2002-03 ve 2003-04 sezonlarında yine listelerimi vermiştim. Alex konusunda çok zorlandık. Aziz Yıldırım, Hakan Bilal Kutlualp ve Mahmut Uslu çok uğraştı. Defalarca Brezilya’ya gittiler. Haklarını yiyemem.
Fenerbahçe’de bir dönem Van Hooijdonk’u, bir dönem de Alex’i sivrilttiniz, takımları onların üzerine kurdunuz. Takım hep bir kişinin üzerinden yürürken işler iyiydi ama sizin zamanınızda Van Hooijdonk, sizden sonra da Alex kulüpten kötü bir şekilde ayrıldı. Bir süre sonra bu oyuncular sorun mu olmaya başlıyor?Fenerbahçe’de hâlâ böyle bir arayış var. Takım bütünlüğünün bozulmaması için de ayrıca uğraşıyordum. Ayarı iyi tutturmak gerekiyor. Yoksa işin ucunu kaçırabilirsiniz.
Van Hooijdonk’la aranızdaki de buna benzer bir şey miydi?Kilit futbolcular önemlidir. Sakatlıkları oyununuzu berbat edebilir. Pierre çok sık ve uzun süreli sakatlıklar yaşamıştı. Tedavisi için sık sık Hollanda’ya gitmek zorunda kalıyordu. Bu yüzden Anelka’yı aldık. Kilit futbolcu bazı güçleri eline alabiliyor ama bunu iyi bir teknik direktör görür ve önlem alır.

Sizden sonra Fenerbahçe’ye Zico geldi. Fenerbahçe’ye birçok konuda büyük katkıları oldu. Sistemde sürekli yeni şeyler denedi ama sonunda sizin oturttuğunuz sisteme döndü ve başarılı oldu. Ayrıldığınız bütün kulüpler sizden sonra çok başarılı oluyor. Leverkusen, Şampiyonlar Ligi’nde final oynadı; Fenerbahçe çeyrek finale çıktı… Nasıl izliyorsunuz onların başarılarını?Bu gurur duyulacak bir şey. Kurduğum kadro ve taktikle yeni gelen teknik direktör başarılı oluyorsa bundan mutluluk duyarım. Ayrıldığım kulüplere geri dönmem de bu sayede oluyor.
Şampiyonlar Ligi’nde eski takımlarınızı izlerken neler hissediyorsunuz?Çocuklarımı izler gibi izliyorum. Onların üzerinde benim de emeğim olduğu için mutlu oluyorum.
Sizi beğenenler size “dâhi”, beğenmeyenler “deli” diyordu? Neden bu kadar uçlarda yorumlar alıyordunuz sizce?İnsanları memnun edemezsiniz. Özellikle de herkesin istediği bir göreviniz varsa… Nasrettin Hoca hikâyeleri de var bunun gibi. Bayılıyorum onun hikâyelerini okumaya! (Gülerek bildiği birkaç hikâyeyi anlatıyor)
Türk yazarların kitaplarını da okuyor musunuz?Orhan Pamuk’un bütün kitaplarını okudum. Türkçeden İngilizceye çevrilen kitapları okuyorum. Türklerin nasıl düşündüğünü anlıyorum böylece. Türk tarihine de çok meraklıyım.
Türklerin kafası nasıl çalışıyor sizce?
Türkler için her şeyden önce şerefleri gelir.
Bazerklerin tatminsiz olduklarını da düşünüyor musunuz? Üçüncü olsanız çok fazla tepki gösterilmeyecekti belki ama son maçlarda şampiyonluk kaçırdığınız için eleştirildiniz…Fenerbahçe için ikincilik her zaman kötü bir sonuçtur. Trabzonspor ya da Gaziantepspor’u çalıştırıyor olsaydım bu kadar tepki almazdım.
Denizli’de şampiyonluğu kaçırdıktan sonra aynı şeyin yeniden başınıza geleceğini tahmin eder miydiniz? Ya da aynı şeyin olacağını bilseydiniz, yeniden Fenerbahçe’nin başına geçer miydiniz?Bu kaç teknik direktörün başına gelebilir ki! Bir daha Denizli’deki gibi bir maç olmayacak çünkü dünyanın hiçbir yerinde maçlar 116 dakika sürmez!
Bursaspor’un şampiyon olduğu Fenerbahçe-Trabzonspor maçı için ne düşünüyorsunuz?Fenerbahçe o gün oynadığından daha iyi futbol oynayamazdı. Trabzonspor’un iyi bir kalecisi var ve Fenerbahçe maçında çıkardığı topları bir daha başka bir maçta çıkaramayacak. O gün her şeyimiz vardı ama şansımız yoktu. Anons olayından sonra herkes dağıldı. 4 dakikamızı da o anons yüzünden kafa karışıklığıyla kaybettik. Belki o dakikalarda sonucu değiştirebilirdik. Taraftarlar sahaya indi! Facia! Lugano “Topu öne doğru oynamayın, tutun” diyordu. Her şeye rağmen takımımı şu gün bile tebrik ederim. Harikalardı. Bütün futbolcularımla gurur duyuyorum.
Türkiye haricinde birçok takıma genç oyuncu kazandırdınız. Köln’de Thomas Hassler, Bodo Illgner, Jürgen Kohler; Stuttgart’ta Matthias Sammer; Leverkusen’de Carsten Ramelow, Jens Nowotny, Kovac kardeşler, Ze Elias, Emerson, Ze Roberto, Michael Ballack… Türkiye’de neden olmadı? Türklerin beklentisi büyük transferler ve onların oynaması mı? Ligde şampiyonluk baskısı mı?Bu saydıkların yetiştirdiklerimin küçük bir kısmı. Fenerbahçe’de Salih’i izlemiştim mesela. Özellikle Avrupa maçlarını izledim. İnanılmaz yetenekli bir oyuncu. Bu futbolcu Türkiye’den çıkıyor ama o oyuncuyu yine Türkler bitiriyor. Taraftarlar, kulüpler, futbolcunun çevresindeki insanlar futbolcuları bitiriyor. Sadece yetenek hiçbir zaman yetmez. Sergen Yalçın tanıdığım en yetenekli oyunculardan biriydi (Tercümanımız çevirirken Türkçe olarak “Bir Alex! Aynen!” diye de ekliyor). O dönem Roberto Baggio’dan daha yetenekliydi ama aklı futbol dışındaki şeylerle de meşgul olduğu için uluslararası bir başarısı olmadı.
Çalıştırdığınız takımlarda alışılmadık şeyler deniyordunuz. Hatta maç içinde sağ bekle sol bekin yerini değiştiriyordunuz, stoperden sağ açık yapıyordunuz… Bunu imkânsızlıklardan mı yapıyordunuz, yoksa her futbolcunun birkaç farklı mevkide oynaması gerektiğini mi düşünüyorsunuz?Bunu ne zaman yapıyorsam bilin ki elimde o mevkide oynatacak oyuncu yoktur. Yani bu değişiklikleri çoğunlukla mecburiyetten yapıyordum.
30 yaşında bir futbolcunun yeni bir özelliğini keşfetmek gibi, bu değişikliklerde sizişaşırtan bir şey olmuş muydu?Hiç kimse Ümit Özat’ın sol kanatta oynamasını beklemiyordu. O zaman bir de milli takımlarda sol kanat problemi vardı. Milli takım için de ilaç gibi oldu bu değişiklik. Belki Ümit bile bilmiyordu bu yeteneğini. Hepimiz çok şaşırmıştık. Aslında defansta oynuyordu, ben onu ön libero olarak almıştım, defansif orta saha da oynattım, sol tarafta oynadı, Köln’de de sağ tarafta oynadı. Garip bir adam (gülüyor)!
Nasıl bir scout ekibiyle çalışıyorsunuz?
Futbolcuları güvendiğim insanlara izletir ve gelişimlerini gözlemlerim. Fenerbahçe’ye Robert Kovac’ı istedim, alamadık. Juventus’a gitti sonra. Çok futbolcuları parlamadan istedim ama kulüplere söz geçiremedim. Birçoğunu Aziz Yıldırım istemedi. O hep Roberto Carlos’u istedi ve sonunda aldı. Roberto Carlos yerine Abidal’i alması için direttim. Michael Essien izlettim mesela. Daha keşfedilmeden Patrice Evra’yı alabiliyorduk, biliyor musun? Hamit’i almayı çok istedim ama Hamit gelmek istemedi.
Türkiye’de bir takımı şampiyon yapmak isteyen teknik direktörün nelere ihtiyacı var?Bu bir yemek tarifi gibi bir şey değil. Beş madde saysam geriye 50 madde kalır. (Bu sırada bize bilgisayarından kulüplerin içindeki çalışan örgüsünü gösteren bir gösterim yapmaya başlıyor) İyi bir ekiple çalışmak en baştaki maddedir. Futbolcunun içtiği antibiyotiği bile takip etmek bu ekibin işidir.