4 Mayıs 2014 Pazar

Sneijder ve 4-2-3-1...


Galatasaray eğer Dünya kupası sonrasında Sneijder takımdan ayrılmaz ise onun özelinde bir takım kimyası oluşturmak zorunda...12-15 milyon Euro bonservis bedeli ile satılırsa pek kimsenin hayır diyeceğini sanmıyorum.
Fotoğrafta Mourinho'nun İnter ile  Şampiyonlar ligi,İtalya ligi ve İtalya kupası kazandığı kadronun 11'i var.Aklın yolu bir...Sneijder kanada hapsedilecek bir futbolcu değil.4-2-3-1 de üçlünün ortasında tek forvetin arkasında oynarsa maksimum verim alırsınız.
Bu nedenle eğer gelecek sezon kalırsa Drogba sonrası yabancı forvet lüks ve bence gereksiz olur.Drogba olunca 4-4-2 şablonu ile takımın ve Sneijder'in verimi düşüyor. Açıkçası bende büyük hedefleri olan takımın bir sezonu Burak-Umut ile geçirmesi taraftarı değildim ama gelecek yabancı forvet ile zaten 6 yabancı sınırlaması daha büyük sorun olacak.Burak tek forvet arkasında Sneijder daha mantıklı sistem.
Muslera ve Sneijder'in Dünya kupası sonrası takımda kaldığını düşünelim.Muslera-Telles-Melo-Sneijder 11'in vazgeçilmezi durumunda.Stoper-Kanat atak oyuncusu-Forvet için benim iki tercihim,Semih'in yanına stoper (Chedjou veya yeni transfer) ve kanat atak oyuncusu olur (Bruma veya yeni transfer)
Bu arada Kamerun ile Dünya kupası oynayacak olan Chedjou'ya iyi bir teklif gelirse bence satılıp Semih'in yanına hamle özelliği olan Song-Ujfalusi tarzı tecrübeli stoper alınabilir olmaz ise gelecek sezon kalmasını tercih ederim.
Gelecek yıl başarı ve şampiyonluk için doğru kadro oluşturma çok önemli.

Galatasaray'ın 87-88 Jenerasyonu

Bülent Timurlenk'ten yine arşivlik bir Pazar yazısı...

Altyapısından yetiştiği takımın büyüyünce golcü olacak umuduydu Sedat Debreli. Pozisyonu bildiğiniz 9 numara. Doğru zamanda doğru yerde olmak yetenek kadar önemli futbolda. Sliding Doors (Rastlantının Böylesi) filminde olduğu gibi. Bir saniyelik bir kararla, bir imzayla, bir formayla her şey değişir futbolcunun hayatında. 9 numara Sedat bir zaman sonra forvet arkası oldu, Suat Kaya'nın futbola veda ettiği maçta ön liberoydu. Biraz daha kalsa Galatasaray'da stoper olacak oradan da saha dışına çıkacaktı. Geçen, ömürden de geçiyor. Sedat Debreli şimdi 31 yaşında. Florya'da valizini topladı, memleketi turladı. Onunla aynı günlerde vitrine çıkan İlker Erbay da, yerli Roberto Carlos adayıydı. Galatasaray'ın idmanlarında fırtına gibi esen, Pinto sırtına alıp giderdi karşı karşıya kaldığında ufak tefek İlker'i. Yıllar sonra alt yapısından yetiştiği Galatasaray'ın futbolcuları Bolu'ya kamp yapmaya geldiğinde alt liglerde forma giyen bir futbolcu tedirginliğiyle dönem arkadaşlarıyla eski günleri yad etmişti. 

EKSİĞİN NEYSE BULMAN LAZIM Kolay iş değil futbolcu olmak hele ki en üst ligde oynamak. Meşhur Barcelona altyapısı La Masia'dan son 15 yılda yetişen 150 futbolcudan toplasan 20'si yükselebildi A takıma. Gerisi elbet ekmek yemeye devam ediyor futboldan ama hayal ettikleri değil; bulabildikleri formayla. Abdullah Avcı'nın artık şehir efsanesine dönen 2005 yılında Avrupa şampiyonu ve dünya dördüncüsü olan 17'lik yıldız adaylarından bugün ayakta kalabilen kaç isim var ki? Kariyeri erken zirve yapıp son iki yılda sıradanlaşan gurbetçi Nuri Şahin, Trabzon kalesinde harikalar yaratan Onur Kıvrak, bu sezon Ersun Yanal sayesinde Avrupa'nın en iyi sol beklerinden biri olmayı başaran Caner Erkin, 10 yıldır Galatasaray'da patlama yapması beklenen ve bu sezon ağır bir sakatlık geçiren Aydın Yılmaz, biraz Aykut Demir, biraz Volkan Babacan. Gerisi olmadı o kadronun... Manchester United'ı zirveye taşıyan ve uzun yıllar oradan indirmeyen, en sonunda da filmi çekilen (The Class of 92) 92 kuşağına (Beckham, Butt, Giggs, Neville kardeşler, Scholes) benzer bir kuşağı da 2000'lerin ilk yarısında Galatasaray yakalamıştı altyapısında. 87-88 doğumlu kuşağın şöhreti, daha bu gençler A takımla sahaya çıkmadan menajerlik oyunlarının meraklıları sayesinde ülkeyi sarmıştı. En iyi golcü, fırtına gibi kanat, hava topu vermeyen stoper, yorulmak nedir bilmeyen ön libero, Emre-Okan gibi orta saha... O kadar çoktular ki, 12 tanesi pişmek için kulübün pilot takımı Beylerbeyi'ne yollandı. Ülke futbolunun acı gerçeği, "altyapı yarışmaz, yetiştirir"i yine gözardı eden teknik adamlar en fazla iki üçüne forma verip, 30'lukları sahaya sürdü. Zafer Şakar bu kuşağın ağabeyiydi. Orta sahada nefis tekniğiyle yerli Xavi olabilirdi. Olmadı. Oğuz Şabankay, Almanya'da bir hazırlık maçında oynadığı futbolla yanımda oturan Alman gazeteciyi mest etmiş, "Ne şanslısınız, biz de böyle saf yetenekler yok" dedirtmişti. Mülayim Erdem, Galatasaray'ın unutulmaz forveti Arif Erdem'in yeğeniydi. Amca kontenjanından girmemişti altyapıya. Orta sahada top ayağındayken sürekli yukarda kafasıyla "Gün gelir belki Pirlo olur" bile dedirtiyordu ama bizim memlekette hali vakti yerinde ailelerin çocuklarının futbol sahasında eksiği hırs. Kayboldu gitti Mülayim. Mehmet Güven sessiz ve utangaç bir çocuktu, atlaman gereken bir eşik vardır futbolda büyük hedefleri olan bir takımda tutunabilmek için. Eksiğin neyse ona bulman, onu geliştirmen ve vazgeçmemen lazım... Yavaş kaldı Mehmet Güven hızlanan futbolda... 

HAYALLERİ VARDI HEPSİNİN Ferhat Öztorun, İstanbul'un futbolcu yetişmesi zor semtlerinden Etiler'de büyümüş, bankacı babası onu yıllarca Etiler'den Florya'ya idmana getirip götürmüştü. Bir Fenerbahçe derbisinde yediği ters çalım, sonra gaza basamadığı Trabzonspor yılları... Cafercan Aksu, milli takımın alt yaş gruplarının değişmez forvetiydi. Bir turnuvadan bir turnuvaya, 18'ine gelmeden eskitilen üç dört pasaport... Zayıf ve çelimsizdi, yaş grubundaki defanslarla baş edebiliyordu ama iş büyük sahneye çıkmak olunca, ezildi... Özgürcan Özcan, Hakan Şükür'ün sayısını unuttuğumuz veliahtlarından biriydi. Cafercan'ın aksine yaşıtlarının yanında üç-dört yaş büyük duruyor, güçlü fiziğiyle stoperleri hava toplarında eziyordu. Hakan Şükür, Necati, Ümit Karan, Hasan Kabze dörtlüsünün arkasında bekleyen genç yetenek olmak belki de kariyerinin en büyük talihsizliğiydi. Uğur Uçar, kiralık gönderildiği Kayseri'den pişip döndüğünde "olmuştu" ama güzel oyunun kabus tarafıyla Konya'nın buzlu zemininde tanıştı, diz kapağı kırıldı. Hepsi hâlâ futbol sahnesinde, olmak istedikleri yerlerde değiller, hayalleri vardı hepsinin, beraber büyüdükleri takım arkadaşları gibi... Manisa'ya kiralanmasa, Robert Pires'i İstanbul'a getiren meşhur uçak Atatürk Havaalanı'na inebilse; Arjantinli büyük (!) yetenek Carrusca futbolcu çıksa, Adnan Polat, Manisa formasıyla Fenerbahçe karşısında izleyip "Kim bu çocuk?" diye sorduğunda Adnan Sezgin "Bizim altyapıdan, kiralık verdik" demese; Adnan Polat "Sezon sonunda takıma dönüyor" yanıtını vermese; hayal etmese, futbola aşık olmasa, çok çalışmasa, hatalarından ders çıkarmasa; Stanford Bridge'de o çok da uzun olmayan boyuyla Londra semalarına yükselip o kafayı vuramayacak, direkten dönen topu Chelsea ağlarına yollayamayacak ve ekran başındaki Cafercan'ı, Özgürcan'ı, Mülayim'i, Zafer'i, Ferhat'ı Uğur'u, Mehmet'i, Oğuz'u "Goolll" diye oturdukları yerde zıplatamayacaktı "Kocakafa" Arda Turan.. Arda ile beraber Bayrampaşa'nın sokaklarında ve Florya Metin Oktay Tesisleri'nde büyüyenlerin yolları ayrı ama hâlâ iyi dostlar. "Stand By Me"de dediği gibi "12 yaşındaki arkadaşlarım gibi arkadaşlarım bir daha hiç olmadı." Kimin oldu ki? 

Bir Zamanlar Arda Turan...


Rijkaard'lı dönem Galatasaray-A.Madrid maçından bir an...Her iki takımın 10 numarası Arda ve Aguero...Bugün Arda A.Madrid'in 10 numarası oldu.Aguero ise M.City'de...

Arda & Sneijder


Bir gün belki aynı takımda buluşurlar belli mi olur.Galatasaray'da olsa müthiş olurdu.

2006'dan 2014'e


Yıldızların neydik ne olduk tablosu...

Elveda Tito


Barcelona taraftarı Tito Vilanova'yı unutmayacağını bir kez daha gösterdi

A'dan Z'ye Arda Turan...


Bugüne kadar ne yapmış bir bakın isterseniz...Şutunu paz yüzdesini geliştirmenin ötesinde artık yetenekli çocuk olmaktan çıkıp takımının kaderini değiştiren ve takım oyuncusu olan bir yıldız oldu.

Galatasaray Dergisi 135 Aydır yayında


135 sayılık dev bir arşiv...Dile kolay derler ya aynen öyle.

Müthiş Final...


CL finali Madrid derbisi oldu...Favori yine Real Madrid ancak bu sezon A.Madrid müthiş bir takım savunması yapıyor.Her iki takımın motivasyonu da üst düzey olacak tabii ki...Finale kadar gelip kim kupayı aldırmak istemez.24 Mayısta süper bir maç bizi bekliyor.

İki Final Üç İspanyol


İspanya futbolu Avrupa şampiyonası ve Dünya Kupasından sonra kulüpler bazında da zirve yapmaya devam ediyor...

Bazen Sadece Bakarsın...


Yürüyedur Arda...Yolun açık olsun.

3 Mayıs 2014 Cumartesi

Hafta Sonu Futbol

3 Mayıs Cumartesi
14:45 West Ham - Tottenham (DT Salon 2) 
15:30 Kayseri Erciyesspor - Gaziantepspor (LigTV2) 
15:30 Eskişehirspor - Kayserispor (DT Salon 3) 
15:30 Karabükspor - Torku Konyaspor (LigTV3) 
15:30 Antalyaspor - Elazığspor (LigTV) 
16:30 Hamburger SV - Bayern München (TRT Haber) 
17:00 Barcelona - Getafe (Ntvspor Smart HD) 
17:00 Manchester United - Sunderland (DT Salon 2) 
19:00 Gaziantep BBSK - Fethiyespor (TRT HD) 
19:00 Galatasaray - Gençlerbirliği (LigTV) 
19:00 Beşiktaş - Kasımpaşa (LigTV2) 
19:00 Boluspor - Tekden Denizlispor (TRT Spor) 
19:00 Malaga - Elche (Ntvspor Smart HD) 
19:30 Everton - Manchester City (LigTV3) 
20:30 Nacional - Sporting Lisbon (Tivibu) 
21:00 Osasuna - Celta Vigo (Ntvspor Smart HD) 
21: 45 Fiorentina - Napoli / İtalya Kupasi Finali (TV8) 
23:00 Valladolid - Espanyol (Ntvspor Smart HD) 

4 Mayıs Pazar
00:30 Sao Paulo - Coritiba (LigTV3) 
02:00 River Plate - Racing Club (TVNET) 
06:00 Atletico Mineiro - Goias (LigTV3) 
00:30 Lokomotiv Moskova - Zenit St Petersburg (LigTV3) 
13:00 Almeria - Real Betis (Ntvspor Smart HD) 
15:30 Hatayspor - Giresunspor (LigTV) 
15:30 Bursaspor - Trabzonspor (LigTV) 
15 :30 Çaykur Rizespor - Sivasspor (LigTV2) 
15:30 Arsenal - West Bromwich Albion (LigTV3) 
16:00 Parma - Sampdoria (Tivibu) 
16:00 Genoa - Bologna (Tivibu) 
17:00 Şanlıurfaspor - Orduspor (TRT HD) 
17: 00 Balıkesirspor - İst.Büyükşehir Bld. (TRT 1) 
18:00 Levante - Atletico Madrid (Ntvspor) 
18:00 Chelsea - Norwich City (LigTV3) 
19:00 Akhisar Bld. - Fenerbahçe (LigTV) 
19:00 Club Brugge - Anderlecht (TVNET) 
20:00 Olhanense - Porto (Tivibu) 
20:00 Benfica - Vitoria Setubal (Tivibu) 
20:00 Sevilla - Villarreal (Ntvspor Smart HD) 
21:45 Milan - Inter (Tivibu) 
22:00 Marsilya - Lyon (Tivibu) 
22:00 Real Madrid - Valencia (Ntvspor Smart HD) 
22:00 Flamengo - Palmeiras (LigTV3) 

5 Mayıs Pazartesi
20:00 Lazio - Verona (Tivibu) 
22:00 Crystal Sarayı - Liverpool (LigTV3) 
22:00 Juventus - Atalanta (Tivibu) 
23:00 Real Sociedad - Granada (Ntvspor Smart HD)

29 Nisan 2014 Salı

Hafta Arası Futbol



29 Nisan 2014, Salı
21:45 Bayern München - Real Madrid (Star TV)

30 Nisan 2014, Çarşamba
21:45 Chelsea - Atletico Madrid (Smart Spor)


28 Nisan 2014 Pazartesi

Bir Zamanlar Galatasaray

Yine arşivlik bir fotoğraf...Kimler yok ki

Necati-Sabri-İliç-Tomas-İnamoto-Ümit-Song-Mondragon-Ferhat-Arda-Hasan...

3 Efsane Bir Arada


O yıllar M.United çok daha iyi bir takımdı kuşkusuz...Cantona ve formasının yakalarını kaldırmasını hatırlamayan liselidir.

Barcelona'da Üzücü Son...

Her Katalan futbol adamı gibi hayali Barcelona'yı çalıştırmaktı ve bunu şampiyonlukla taçlandırdı...Bu tarz ölümler daha can yakıyor henüz 45 yaşında olduğunu düşünürsek.Barcelona taraftarı için artık O ölümsüz oldu,unutulmaz.



Devamlılık-İstikrar-Başarı

Adamlar genç takım - A takım derken teknik kadroda da buluştu...Kulüp içinde her zaman bir şekilde görev alır bu isimler.Hepsi Ferguson tedrisatından geçti sonuçta.

Beklenen Buluşma


Yaşayan efsane diye diye Moyes'in ayağını kaydırıp Giggs'i takımın başına getirdim.Geçiş dönemi için olabilecek en iyi adaydı ama gelecek yıllarda bu takımda uzun süreli görev alacağını düşünüyorum.Fotoğraflar çok başarılı ayrıca.


Vandalizm...


Söz uçar yazı kalır demişler...Şimdilik dursun bir süre sonra yazacağım.


27 Nisan 2014 Pazar

Senin Kariyerin Kaç Promil ?

Bülent Timurlenk'ten arşivlik mühtiş yazı...

"Tarabya'da Dolce Vita diye bir gece kulübü vardı. Biz de her akşam oraya takılıyor, orada içiyor eğleniyoruz. Mekan zula yerde, gazeteciler falan kimse bilmiyor, önceleri haftada bir gün gitmeye başladık. Sonra hemen hemen her gece takıldık, ben, Yaşar, Erdoğan, keyfimiz kıyaktı. Bir gece yine sabahladık Dolce Vita'da, ertesi sabah antrenmana gittik, tabii biz zomuz, birkaç saatlik uyku, daha ayılamamışız, esniyoruz. O sırada soyunma odasına toprağı bol olsun teknik direktör Stankoviç girdi ve 'Ohh Mamma mia mia dolce vita' dedi. Ben tabii şok oldum, döndüm Yaşarlara 'Bu hoca nereden öğrendi lan bu Dolce Vita gece kulübüne takıldığımızı, hani lan kimse bilmiyordu, mekan zulaydı' dedim. Yaşar 'Bu yoksa bizi mi takip ediyor?' dedi, o arada Stankoviç bizim bir işler karıştırdığımızı anladı, üstümüze geldi biz de öttük. Meğerse Dolce Vita, tatlı hayat anlamına geliyormuş. Adamın bir şeyden haberi yokmuş, bizi uykusuz görünce 'O tatlı hayat, dolce vita, İstanbul ne güzel' diye takılmak istemiş. Ben nereden bileyim dolce vitayı, biz sadece bizim takıldığımız mekan sanıyoruz, öyle bir enayilik yapıp, yakalanmıştık." Yıllar sonra o günleri böyle anlatmıştı Arif Kocabıyık. Türk futbolunun gelmiş geçmiş en büyük yeteneklerini sıralasak ilk beşten hiç düşmeyecek sambacı görünümlü bu kadife ayaklı adam, kariyerinde spor sayfalarından daha çok magazin sayfalarında manşet olmayı başardı. Mehtap Ar ile yıllarca süren fırtınalı aşkı, gece kulüplerinin değişmez müdavimi ve her yakalandığında artık "uslandım" diyen ama eninde sonunda gecenin karanlığında kaybolan bir futbol figürüydü o. Futboldan milyon dolarların kazanılmadığı, tribünlere açık büfelerin kurulmadığı, kaşar ekmek ayranlı yılların kahramanlarındandı. Yıllar sonra bu hikayeyi, İzmir'de damacana su sattığı dükkanında oturduğu günlerde anlattı... Geçen hafta yine futbolu eksik ama magazini bol bir derbiyle geçirdik. Teri soğumadan kendini İstanbul'un karanlıklarına atan Gökhan Töre'yi bu kez paparazziler değil omuzuna saplanan kurşunlar taşıdı gazete manşetlerine. Oynadığı futbolla ya da yeteneğiyle bir kez olsun gazetelerin birinci sayfasının göbeğine manşet olamayan, kusura bakmasın pek de olamayacak görünen, bu genç adam, idmana beş saat kala, gün ağırırken, hayatının belki de en keskin virajını döndü. Altı kişinin kurşunlandığı, onca futbolcu basketbolcunun olduğu gece kulübünde yaşananlar, kulüp yöneticileri tarafından "Unutturmalıyız. Şampiyonlar Ligi hedefimiz var" denilerek üzerine örtüldü. Nasıl olmuşsa bir kurşun gecenin karanlığında sekmiş ve altı kişi ölümden dönmüştü. Örttüler çünkü örtmeseler, en çok kendileri üşürdü. En başta da kulübün sportif direktörü, işi futbolculara profesyonelce yaşamayı öğretmek, gerektiğinde uyarmak ve 111 yıllık camiada sporcu olmanın sorumluluğunu hatırlatmak olan Önder Özen... Yetenek futbolda sadece bir tren biletidir. Hangi istasyonda ineceğinize karar veren ise akıtılan ter ve hayatın en güzel yıllarında adı profesyonel yaşamak olan yapılan fedakarlıklardır. Sahadaki 90 dakika sadece bir vitrin. Yediğinden içtiğine, takımla idmanından, eksiğini kapattığın bireysel antrenmanına, düzenli uykudan, alkolün kenarından geçmeyen bir hayata. Büyük yük gibi görünür ama gerçek olan futbolcu olmasa ayda kazanacakları parayı yeri geldiğinde bir gece kulübünde iki saatlik eğlencenin adisyonu olarak veren bu insanların yoldan çıktıklarında yanlarında ne o derin bakışlı sarışınlar kalır ne de işi sadece futbolcu kankası olmak olan o garip insanlar sürüsü... Raul ile 15 yıl Santiago Bernabeu'yu ayağa kaldıran Guti gün geldi Arnavutköy'de ters yola girip bir İETT otobüsüne çarptı. George Best artık bu dünyada değil ve sevenleri onun "1969'da içki ve kadınları bıraktım. Hayatımın en kötü 20 dakikasıydı" sözüne gülümsüyor şimdi. Sergen Yalçın, Bayern Münih'te de oynardı, Real Madrid'de de ama Siirt Jetpa'da oynamak zorunda kaldı. Colin Kazım, İngiltere'de seçilmiş genç yetenekti, İstanbul onu 'Kelepçeli Kazım' yaptı. Sercan Yıldırım, Manchester United'ın beğendiği genç bir yıldızdı. Gecenin karanlığında hız denemeleri yapan ve bunu beş saniyelik videolarla sosyal medyada paylaşan bir kaybedene dönüştü. Pascal Nouma denildiğinde akla gelen ilk tezahürat "Nouma bizi diskoya götür".İkisi de telefon kulübesinde üç kişiye çalım atabilecek kadar yetenekliydi, ama gecenin yorgunluğu ayaklarında derman bırakmadı. Hakan Tecimer ve Yusuf Şimşek yapabileceklerinin yarısını bile yapamadılar. Adriano geride kalan 10 yılın en büyük golcüsü olabilirdi ama o Milano günlerinde evinde değil gece kulüplerinde sabahlamayı tercih etti ve sayısını kendisinin de unuttuğu kulüplerin en sonuncusundan geçen hafta iki gün idmana gelmediği için kovuldu. Batuhan Karadeniz 16 yaşından beri kendini büyük golcü sanıyor ama takımın kamp yaptığı otelden gece yarısı gece kulübüne firar edecek kadar sorumsuz. Gascoigne, Lampard ve Gerrard'dan daha yetenekliydi ama kahvaltıyı birayla yapmasa iyiydi... İlhan Mansız, yerli Beckham'dı ama koltuk değnekleriyle Reina'ya gitmeyi tercih etti. Tony Adams, Arsene Wenger elinden tutmasa Londra'nın bir köşesinde alkolik olarak hayatına devam edecekti. Maradona ve Ronaldinho, idmanda alkol koktukları için Barcelona'da kapının önüne koyuldular. Ümit Karan şık golcüydü ama Frame diye bir gece kulübü açıp, içtiğini bedavaya getirdi... Okan Koç kanatlarda fırtına gibi esebilirdi, bir gece trafikte iki araç ötede olduğunu gören Sinan Engin kendisini cepten aradığında "Evdeyim abicim" dedi ve bitti. Elbette ki say say bitmez promili yüksek adamlar. Futbol tarihi diyor ki: O yeteneğinle bindiğin trenden gideceğin yer -tut ki 30'ların ikinci yarısındaki- son istasyonsa; gecenin karanlığı seni öyle bir yerde indirir ki, sonrası yürü yürü bitmez. Üstelik de tek başına. O zaman o kankalarını hiç arama, telefonu açmaz, meşgule alırlar... Sarışınlar ise artık kızıldır zaten...