Uğur Meleke etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Uğur Meleke etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mart 2019 Perşembe

Harika bir Yabancı Sınırı Analizi


Yabancı sınırı olduğunda kaç futbolcu ihraç ettik ki?

Yabancı sınırlamasının sonucu Mehmet Topuz, Tarık Çamdal ve Alper Potuk gibilerin astronomik paralar elde ettiği suni pazardır. Yabancı serbestiyetinin sonucu ise Ozan Kabak’tır, Merih’tir, Cenk’tir.

Şenol Güneş’in basın toplantısında söylediği üç cümle, “yabancı sınırı” gibi bir saçmalığın neden yönetim katında bu kadar kabul gördüğünün özeti gibiydi. Güneş diyor ki: “Yabancı serbest olduğunda yabancı fazla maaş alıyor, yerli şikayet ediyor. Yabancı sınırı olduğunda da yerli fazla alıyor. Bence her iki taraf da kendince haklı”...
Sayın Güneş (ve muhtemelen yabancı sınırı koymayı kim istiyorsa onlar) çok basit bir detayı gözden kaçırıyor ve fena halde yanıl(tıl)ıyorlar: Bu ilk verdiğiniz örneğe, yani yasaksız düzene ‘serbest piyasa ekonomisi’ deniyor. Fiyatları hükümetin koyduğu kısıtlamalar değil, pazarın kendisi belirliyor.
Yani futbolcu John’un global bir değeri var, bu İsviçre’de de, Malezya’da da, Türkiye’de de aşağı yukarı aynı. John, Belçika’da da 1000 alıyor, Türkiye’de de... Ama futbolcu Can’ın globalde değeri 100’ken, sırf burada yabancı sınırını olduğu için 1000 alıyor kulübünden. Hollanda’ya gitse 100 alacak adama burada 1000 vermektir kulüpleri batıran. Yabancı değil, yerlidir bu 10 milyar liralık borcun sebebi... Mesleğe başladığım günden beri savaşını verdiğim tezleri tekrarlayarak başınızı ağrıtmak istemiyorum. Yabancı sınırlamasının sonucu Mehmet Topuz, Tarık Çamdal ve Alper Potuk gibilerin astronomik paralar ettiği suni pazardır. Yabancı serbestiyetinin sonucu ise Ozan Kabak’tır, Merih’tir, Cenk’tir. Sebebi de basit: Siz kendi kulübünüzde rekabet edip geçemediğiniz yabancıyı, uluslararası maçta nasıl geçeceksiniz ki?
Ozan, Maicon’la, Cenk, Negredo’yla rekabet ettiği için dünyanın en büyük liglerindeler şu anda. Ve Milli Takım o yüzden Cenk, Merih, Ozan, Zeki, Çağlar, Okay gibi uluslararası değerlere sahip. Yabancı sınırı olan dönemde kaç futbolcu ihraç ettik Avrupa’ya Allah aşkına? Bugün rekor sayıda ihracımızın nedeninin bu olduğunu göremiyor musunuz sahi? Hep tekrarlıyorum: Iphone’u-Samsung’u yasaklarsak, dünyanın en iyi telefonunu mu üreteceğimizi zannediyoruz?
Yabancı kısıtlaması tartışmasının bütünü saçmalık... Ancak bu bütün saçmalık içindeki en büyük şaşkınlığım da, şu sıralar kamuoyuna sürülen ‘6+2+2 modelinin son 2’si’ hakkında oldu... Son günlerde medyada yer alan ve gelecek yıldan itibaren uygulamaya geçeceği iddia edilen 6+2+2 modeline göre 10 yabancıyla kontrat yapılabilecek, ama 8’ini maç kadrosuna yazabileceksiniz. Tamam da, maç kadroları artık 21 kişi olmuş. Kulüplerin çoğu, 21 kişilik kadroları bile zor dolduruyorlar şu sıralar. Siz hangi akla hizmet 2 yabancıyı 21 kişilik esame listesinin dışında bırakıyorsunuz ki? Kadrolar 18 kişilikken ufak da olsa mantığı vardı bu işin. Kadrolar 21 kişi olmuşken o sondaki “+2”yi akıldan bile geçirmek, Türk futbolundan, statüden, matematikten bihaber olduğunuzu gösterir.

22 Ekim 2010 Cuma

Gheorghe HAGI Galatasaray'da...

''Teknik adamlığın öğrenilen bir şey olduğunu düşünenlerdenim. Hagi bence Romanya ve Türkiye’deki çeşitli görevler sırasında bolca öğrenmiş, ciddi aşama kat etmiş değerli bir teknik adam. Ama Galatasaray’a geliş zamanlamasını göz önüne alınca, Florya’da bu teknik adamlık becerilerini gösterecek ortam olduğu konusunda şüpheliyim.Hagi’nin birinci dezavantajı Polat yönetiminin altıncı hocası olması ve bu anlayışın ilk krizde yedinciyi getirmekte de sakınca görmeyecek sakat bir zihniyet oluşu... İkinci dezavantaj da Galatasaray’daki futbolcu odaklı düzeni kırmanın zorluğu... Servet, Ankaragücü maçı sonrası alenen faturayı hocaya kesebiliyor, yönetim de bu garip hadiseden sonra tavrını futbolcudan yana alıyorsa, Hagi’nin de (Mourinho gelse Mourinho’nun da) bu düzenle baş etmesi kolay iş değildir.Futbolcu odaklı düzen Fenerbahçe’nin de büyük problemiydi, Kocaman birkaç aydır bununla baş etmeye çalışıyor. Şimdi sıra Hagi’de. Ve sezon ortası gelen Rumen’in işi hiç kolay değil.''
UĞUR MELEKE

16 Haziran 2010 Çarşamba

Elano'dan 1 Gol,1 Asist...

Tamam, Kuzey Kore çok çalışkan, (tam 10 tane 23 yaş altı, sadece iki tane 30 yaş üstü oyuncu içeren kadrolarıyla) son derece de enerjik... Ama tahmin ediyorum, (ilerleyen günlerde de net cevabını alacağız) ne Portekiz, ne de Fildişi, bu Kore’ye karşı 2 defansif orta sahayla oynamayacaklar. Dunga, 1994’te onun oyuncu olarak yer aldığı takımla başlayan “Avrupalı Brezilya” düşüncesini biraz ileriye götürmüş, hatta deyim yerindeyse abartmış durumda...

Sambacılara benzer bir yetenek oyunu oynadığı için Portekiz’e “Avrupa’nın Brezilya’sı” diyorlardı, Dunga birkaç yıl daha bu takımın başında kalırsa Brezilya olsa olsa “Güney Amerika’nın Portekiz’i” olarak anılabilecek. Bu maçın ilk 45 dakikası boyunca da, Brezilya’nın 4-2-2-2 benzeri sistemindeki geri altılının, hücuma iki kişiyle çıkan Kore’yi karşılamak için yerinde beklemesi bir devreyi çekilmez hale getirdi... Zaten ikinci yarının başında ne zaman iki bek, Maicon ve Bastos bu düzene isyan ettiler; o zaman Brezilya golü bulup maçı kopardı.* * *Tabii, özel bir parantez de maçın adamına, Elano’ya açmak lazım... Aslında sahada kaldığı 70 dakika boyunca oynadığı oyun, Galatasaray’dakinden çok farklı değil. Yine formasını kirletmeden maçı bitirdi; hatta iddia ediyorum Elano, Türkiye’de savunmaya daha fazla yardım ediyor! Ama Brezilya Milli Takımı’ndaki Elano’ya, Galatasaray’daki Elano’dan daha fazla sorumluluk veriliyor, daha fazla güveniliyor. Duran topların yüzde sekseninde o var, hücumda hemen her top onun ayağına değiyor.
UĞUR MELEKE

30 Nisan 2010 Cuma

Meleke'den Mourinho Yorumu...

'' Mourinho, sınavlar öncesinde “hiç çalışmadım” deyip 95 alan kız öğrenciler gibi bir adam... Hiç belli etmese de Barcelona’yı sabahlara kadar izlediğine eminim, rakibinin her bir küçük açığını ezberlediğine de...''

25 Mart 2010 Perşembe

Barcelona'dan Galatasaray'a Rijkaard...

Uğur Meleke,Milliyet'teki yazısında yine harika bir değerlendirme yapmış.Galatasaray'da Rijkaard'ın bu sezon yapmak isteyip de yapamadıkları ile ilgili,okumayanlara tavsiye ederim...
80’li-90’lı yılların önemli kanat oyuncularından Chris Waddle, İngiltere-Mısır maçının ardından Theo Walcott için “O, bir türlü futbolu öğrenemiyor” yorumu yapmış: “Walcott topu ayağına aldığında doğru kararları veremiyor, nereye koşacağını kestiremiyor, ne zaman defansın üstüne gideceğini/ne zaman verkaç yapacağını bilmiyor. Herkes onun genç olduğunu söyleyip duruyor ama Rooney de Fabregas da onun yaşındayken futbolu pekâlâ öğrenmişlerdi”20 yıl önce Walcott’un bölgesinde oynamış, onun kanatta yapması gerekenleri de başarıyla yapmış Waddle’ın samimi eleştirilerini okuyunca, zihnim beni 2 hafta önceki G.Saray-Eskişehir maçına götürdü.Maçın 19’uncu dakikasıydı... Galatasaray kendi yarı sahasında pas yaparak oyunu ileriye taşımaya çalışıyordu, top da defansın göbeğinde Servet’in ayağındaydı. O sırada orta sahanın yakınlarında, sol taç çizgisi kenarında olan Elano boştu, iki kolunu da havaya kaldırarak top istedi. Onun hemen arkasındaki Neeskens de Servet’e aynı yeri işaret etti. Servet, rahat durumdaki Elano’yu gördü, topu ona doğru yollamaya çalıştı.Ama olmadı... Top Elano’nun 4-5 metre uzağından geçerek arkadaki Neeskens’i buldu. Hollandalı futbol efsanesi, kösele ayakkabılarının üstüyle kusursuz bir stop yaptı. Topu oracıkta bıraktı, arkasını döndü ve kulübeye doğru yürürken Rijkaard’la göz göze geldi. Muhtemelen Rijkaard-Neeskens ikilisinin o dakikada Servet hakkında düşündükleri, Waddle’ın Walcott için söylediklerine benziyordu.* * *Rijkaard da aşağı yukarı Chris Waddle’ın yaşlarında... Waddle’ın 80’li-90’lı yıllarda yaptığı ve Walcott’un bugün yapamadığı işlerin bir benzeri de Rijkaard-Servet düzleminde yaşanıyor. Herkes Rijkaard’ı Milan’daki orta saha günlerinden hatırlıyor, ama Hollandalı Hoca’nın kariyerinin büyük bölümü Ajax’ta stoper oynayarak geçti. Futbolu, 1995’te 33 yaşındayken Ajax’ın Şampiyonlar Ligi şampiyonu stoperi olarak bıraktı. Bugün Servet’in topu her kötü stopunda, her yanlış çalım denemesinde, her hatalı pasında muhtemelen Rijkaard da aynı şeyleri düşünüyor: “Servet çok iyi bir kesici, çok yürekli ve çok çalışkan ama top kullanma konusunda kendini bir adım ileriye götüremiyor.” Zaten Rijkaard’ın sürpriz bir kararla Trabzon maçına Emre Güngör’le başlamasının altında da büyük bir ihtimalle bu gerçek yatıyor. Ama Emre’nin de Galatasaray’daki iki buçuk sezonunda top kullanma konusunda çok ilerlediğini söylemek güç...* * *Oysa Rijkaard’ın 2003-2008 arasında bugünün Barcelona’sının temellerini atarken yaptığı en önemli değişim, sahadaki 10 oyuncunun tamamının başarıyla katıldığı bir pas trafiğiydi. Daha ikinci sezonunda Oleguer’in yerine Marquez’i defansın göbeğine monte etme nedeni buydu. Beklerde yetenekli Belletti ve Van Bronckhorst’un oynamasının, Iniesta’nın 20 yaşındayken ilk 11’e girmesinin nedeni de... Eğer Çigrinskiy beklenen çıkışı yapabilse, kariyerine kötü bir Sevilla gecesi kaydetmeseydi; Guardiola’nın Puyol'un formasını ağır ağır Ukraynalı oyuncuya devretmeyi düşünmesinin sebebi de aynı düşünceydi: Sahanın her metresini pasla geçebilme düşüncesi...Belli ki Galatasaray’ın elindeki oyuncu listesi bu düşünceye bire bir uymuyor. Yaz döneminde Hollandalı Hoca’nın transfer marketinde bir yetenekli stoper, bir de top kullanabilen orta saha oyuncusu arayacağı muhakkak. Eğer Rijkaard, aradığı iki yeni Rijkaard’ı bulabilir, Galatasaray gelecek sezon hemen her metreyi pasla geçebilecek bir oyuncu listesine sahip olursa; o zaman belki sezonun en kritik maçında 1-0 mağlupken 90 dakikayı sadece 1 oyuncu değişikliğiyle tamamlamaz, daha fazla müdahale edebilir oyuna...

15 Mart 2010 Pazartesi

Eller Aya,Biz Yaya

"...4 Mart 2008’de F.Bahçe’ye elenen Jimenez hâlâ görevde ve Sevilla yine çeyrek final kapısında... O gün Jimenez’i eleyen F.Bahçe’yse bir daha Avrupa Ligi son 16’sını bile göremedi. Bir ay önce Getafe karşısında iki stoperi birden kırmızı kart görüp 65 dakika eksik oynayan Barcelona’nın teknik patronu Guardiola, “Kararları konuşmak zaman kaybı. Geçen sene aynı hakemlerle 6 kupa kazandık” diyerek mi acaba hakem komitesini daha yüksek bir baskı altına soktu? Yoksa “Bizim bir Victor Gonzalez’imiz yok ki... O köşe yazarı her fırsatta Real’in haklarını koruyor” deseydi daha etkili mi olurdu?"
Uğur Meleke...

18 Mayıs 2009 Pazartesi

Karşılıklı Saygı

Geçen hafta Bülent Korkmaz'ın Kewell'a tavrı ile ilgili yazı yazmıştım.Uğur Meleke konuya değinmiş bugünkü yazısında...Hangi sosyal konumda olursak olalım ne iş yaparsak yapalım kimse kimseyi sevmek zorunda değil ama herkes birbirine saygılı olmak zorunda.Bu saygıyı yaptıkları ve yapmadıkları ile en çok hakeden Kewell.

Meleke'nin satırları...

Birbirimizi sevmediğimizden dem vururuz hep, ama esas problemimizin birbirimizi saymamak olduğunu düşünürüm ben... 2,5 yıllık kontratlarının mürekkebi kurumadan G.Saray’a yeni hoca arayan o takım elbiseli zengin fanatikler, “bir global futbol ikonu” olan B.Korkmaz’a karşı nasıl saygılı değillerse, aynı şekilde Korkmaz da geçen hafta maç sonrası demecinde o saygıyı çok gördü başka bir global futbol ikonuna, Kewell’a... Ama Avustralyalı bu genç adam, vakur duruşu ve istekli oyunuyla hepimize bir ders verdi dün gece. Sana, bana, Korkmaz’a, takım arkadaşlarına ve de Lincoln’e... Onun geldiği yerlerde güzel bir laf var, “We don’t see things as they are, we see things as we are (etrafımızdakileri onlarmış gibi değil, biz gibi görürüz aslında.)” diye. Herkesin etrafına Kewell gibi baktığı bir dünya umuduyla...